Evernight Akademisi Sonsuz Gece / Claudia Gray [Kitap Yorumu]

29 Haz 2014


Evernight Akademisi yayın haklarının  alındığını bildiğim fakat çıkmasını neredeyse iki yıldır beklediğim bir kitaptı. Geçen gün de kitapçı da bana bakarken yakaladığımda kaptığım gibi onu kitaplığıma ait kıldım. :))

Kitabı dört saatte soluksuz okudum, bitirdim.  Ve şuan sabırsızlıkla devam kitabını bekliyorum. Merak ettiğim öyle çok şey var ki! Duy sesimi Pegasus!

Düşünüyorum da... kitabı ilk elime alıp okumaya başladığım da hayal kırıklığına uğrayacağımı sanmıştım. Yazarın kalemi çok iyi, konu da doyurucu fakat en başlarda ben kız mı, erkek mi vampir anlamadım... 'Allah Allah' diyorum, 'Evernight Akademisi vampir okulu değil mi ki?'
Sanki kitabın başları bir nevi sır. Saklı kalan da kitabın özü. Tabi sinir oldum. Fakat bir yandan da kendimin de farkındayım, elimden bırakamadan devam ediyorum. Yutarcasına okuyorum. Çünkü merak ediyorum.

Sürükleyiciydi...

Okudukça da kitap açıldı. Hele yazar karakterleri öyle sevdirmiş ve kitapla ilgili öyle bombalar patlatmış ki... Bir yer de 'oha!' diye bağırdığımı hatırlıyorum. :)) Neye uğradığımı şaşırdım! Sonra ki sayfayı da nasıl yırtarcasına çevirdiğimi bir ben bilirim. :))

Vampir romanlarını sevenler bu kitabı ikinci kere düşünmeden alsın, okusun bence. Romeo ve Juliet tarzında müthiş bir fantastik, aşk hikayesiydi. Üstelik kitabın bir alçalıp bir yükselen temposu, sizi hop oturup hop kaldırır.

Gel gelelim konusuna; iki ana karakter Bianca ve Lucas Evernight Akademisi'nin yeni öğrencilerindendir fakat ikisi de aslında okula uymadıklarının, diğer öğrencilerden olmadıklarının farkındadır.
Bianca yüzyıllardır sadece bir avuç vampirin o şekilde var olabildiği gibi, saftır. Yani anne ve babasından bir vampir olarak doğmuştur. Diğer öğrencilerin aksine ölüm ile değil...
Lucas ise insandır. İnsan!
İkilinin tanışıp, birbirlerine aşık olması ise çok uzun sürmüyor. :)) (Gıcıklar, kıskanmayacağım layn!) Tabi Lucas ile ilgili sonradan öğrenecekleriniz sizi o okulda bir insan olmasından daha çok etkileyecek! O Siyah Haç topluluğunun bir üyesi çıkıyor. O ne diye soracak olursanız, vampir avcıları! Şok şok şok! Ağzım açık kalmıştı çünkü Lucas'ın avcı olduğunu öğrenmeden önce avcıların varlığına dair tek bir şey yoktu kitapta!
Kitapta ki bir diğer sır ise, vampir müdürün bir ilke imza atıp okula insan öğrenciler almasıydı. Bunun arkasından bir şey çıkacak... Alttan alta bu hissi vermiş. Ve biz ne olduğunu bu kitapta öğrenemiyoruz maalesef. Bu yazar sırları çok seviyor sanırım... :)) Umarım devamı çabuk gelir çünkü ne olduğunu öğrenmem lazım, çatlayacağım!

Kısacası millet alın okuyun, tavsiyemdir...


Dikkat! Aşk Çıkabilir | Asude [Kitap Yorumu]

28 Haz 2014

Adı: Dikkat! Aşk Çıkaiblir
Yazar: Asude
Yayıncı: Ephesus Yayınları
Tür: Romantik Komedi, Aşk
Puan: 4/5
Birbirlerinden nefret eden iki insandı onlar… Ama evlendiler! Uslanmaz bir asosyal olan İlkim'in hayatındaki tek amaç başarılı bir bilim kadını olmaktır. Onun modayla, makyajla işi yoktur ve gözlüğünün ardındaki dünyada ders notlarıyla mutludur.Evlenmek için hayallerinin profesörünü beklerken, karşısına tehlikeli, kaba, bilimden anlamayan, öfkeli bir işadamı çıkar. Martin Turner… Bu Amerikalı adamla asla evlenmemesi gerektiğini bilse de, muhteşem kariyerinin anahtarının onun ellerinde olması işleri rayından çıkaracaktır. Genç kız, ilk andan beri koşarak kaçmak istediği bu yakışıklı ve karanlık adama, hayatının tüm ideallerini çiğneyerek tutkuyla çekilirken, ilk kez gerçek bir kadın gibi hissetmeye başlar.
Ve genç adam, gizli çıkarları uğruna evlendiği bu kızı Amerika'ya götürdüğü gün ondan kurtulma planları yaparken, sessiz karısı hayatının merkezine yerleşir. Aşk, nefreti gölgesi gibi takip ederken, bu nefretten bir aşk doğabilir mi? Peki ya sırlar açığa çıktığında gerçek aşk yalanlara direnebilir mi?


Selamlar!
Yeni okuduğum kitabın ardından işlerimin arasında bir yorum geçeyim istedim.
Ephesus'un sevilen yazarı Asude'nin Pabucumun Ajanı kitabıyla kazandığı başarısı yeni kitabında da devam edecek gibi duruyor. Zira kitabı çok beğendim. Tabii Pabucumun Ajanı daha farklı bir tat bırakıyor insanda. O başka. Ama bu kitap için, gerçekten çekici bir konusu olduğunu belirtebilirim. Severek okudum. Yer yer güldüm. Yer yer duygulandım. Ve çiftlerimiz -çiftlerimiz diyorum çünkü kitapta iki çift ve iki güzel aşk işlemiş yazar- arasındaki o inişli çıkışlı gel gitlerden de büyük keyif aldım. Dozundaydı.

Bazı kısımlarda sıkıldım. Bunu da itiraf ediyorum . Uzamış dediğim yerler oldu ama genel olarak çok keyif aldım. Hatta Seth ve Mary'nin aşkının bu kitapta böylesine kaynamış olmasını kabul edemiyorum. İyi malzeme çıkardı o ikiliden. :D Bu yazarın günümüz aşk kitaplarını seveceğim gibi duruyor. Bilhassa da Dikkat! Aşk Çıkabilir tarzında olanları.
Bu arada Miyop insalara laf edenleri öldüresim var! Bunlardan biri de Martin idi. Adamı başlarda atomlarına ayırasım geldi. Miyop olmak suç mu yahu? :D Tamam, yoruma geçiyorum! 




Kitabımızdan bahsedecek olursam İlkim Acaroğlu, yani esas kızımız, anasının brownili keki, böcüğü, çiçeği (daha sayıp da sığdıramayacağım bir çok şeysi),  babasının gurur kaynağı, okulunun inek öğrencisi Moleküler Biyoloji ve Genetik meraklısı 24 yaşında bir genç kız. Buradan bakınca da anladığınız üzere, kızımız tam bir inek ve asosyal. Hayatı kitapları, okulu ve evi arasında geçiyor. Bu yaşına kadar bir kere bile dışarıya çıkmamış. Çıkmasını gerektirecek bir arkadaşı da yok zaten. Neyse. Kız kırk yılda bir dışarıya çıkıyor ve başına gelene bakın ki kendisini önce bir adamın kucağına yığılı daha sonra da karakollarda buluyor! Evet, aynen böyle.
Tabii bu kucağına yığılıp kaldığı ve onun da kendisiyle beraber karakola düşmesine sebep olduğu kişi de Asude'nin bir önceki kitabı Pabucumun Ajanı'nda göstermelik de olsa kısa bir süre görmüş olduğumuz Amerikalı Martin Turner'dan başkası değil. Yalnız söylemeden geçemeyeceğim Pabucumun Ajanı'nda adamdan çok ürkmüştüm ya! Hoş burada da gerçekten mafya olduğunu gördüğüm için de apayrı bir ürkem sorunu yaşadım. Adamı çevresi de kendisi de karanlıklar içerisinde. Tabi İlkim'e, yani dört göz fosil karısına âşık olana kadar.. Ondan sonra tam bir aşk çocuğu oluyor! :D Kısacası kendi kitabında daha tatlıymış herif. Neyse. 
İkilimiz karakoldaki konaklamak zorunda kalınca da kitabımız aşlıyor. Öncelikle bu kitabın Pabucumun Ajan'ı kadar komik olmadığını söylemek istiyorum. Zira aynı beklentiyle yaklaşırsanız beklentinizin karşılığını alamazsınız. Elbette bunda da espriler mevcut ama kitabın geneli aşk üzerine kurulu. Bu yüzden çok da gülmüyorsunuz. Ama keyif alarak ve sonraki sayfada ne olacak beklentisiyle okuyorsunuz.

Hele bir de Martin'in kız kardeşi Mary ve Seth'in hikâyesine geçtiğinizde gerçekten soluksuz okuyorsunuz. En azından ben öyle okudum. O çifte ve hikâyelerine bayıldım! Kesinlikle kitabın en özel kısmı o ikili. Çünkü Martin ve İlkim'in aşkı bana biraz Pabucumun Ajanı'nı anımsattı. Belki de çok yakın aralıklarla okuduğum için öyle geldi, bilmiyorum. Neyse işte. Kısacası güzel bir kitap okudum. Ama dediğim gibi Pabucumun Ajanı'nın esprili yanını bu kitapta beklemeyin. Öyle bekleyerek başlarsanız kitap sizin için beklentinizin altında olabilir. Ben bu kitabı Pabucumun Ajanı'na göre daha çok sevdim. Daha fazla konu vardı içerisinde. O biraz daha havada geçen bir aşkı işliyordu.Fakat Mary ve Seth'in hikâyesi... Bu daha farklıydı.Öyle gömüldüm ki onların aşkına, Martin ve İlkim'e geçtiği yerlerde sinir krizi geçiriyordum. O kadar. Zaten bende tuhaf bir özellik vardır; eğer bir kitapta iki aşk işleniyorsa mutlaka 2. çifti seviyorum! Acı ama gerçek. Her neyse. Devam edelim.. :p

Martin Turner iş için geldiği İstanbul'da aklının ucundan geçmeyecek bir olay yaşıyor ve Amerika'ya, -evli olarak, hem de ömrü boyunca 'Asla dönüp bakmam!' dediği bir kadınla- evli olarak dönüyor. Tabiii kii mantık evliliği bu! Martin bu evlilikten kârlı bir iş anlaşması sağlıyor, İlkim de Stanford Üniversite'sindeki Yüksek Linsans'ına başlama şansı kazanıyor. İkisi de birbirine karışmayacak, sadece işlerini yapacaklar. Hepsi boş laf! Ne Martin Turner karısının bir başkası ile iki diyalog kurmasına ne de İlkim kocasının bir başka kadınla iki dakika yan yana gelmesine izin verecek tipte değiller. Hal böyle olunca da ilginç bir çekişme başlıyor aralarında...
Zira ikisi de geri adım atmayacak kadar inatçı ve birbirlerinden üstün oldukları konusunda kararlılar. Hatta küçük bir bilgi yarışması bile yapacak kadar uçuyorlar. :D İlkim'in moleküler bilgileriyle Martin'e ettiği eziyetlere ise hiç deyinmiyorum bile...

Genç adam onun ima ettiği hiçbir şeyi umursamıyordu. Alaycı ve katı sesiyle,"Stanford'a kabul edildiğin için kendini Stephan Hawking mi saniyorsun?"diye sordu.
Genç kız da gözlerini kıstı. Kolu hâlâ adamın avucunda, bedeni hâlâ onun hükmü altındaydı. "Demek fizikçilerden de haberdarsın. Hawking'i bilmene fena halde şaşırdım."
"Beni yürüyen bir ot yığını mı sandın?"
Genç kız mırıldandı. "Yaşayan taş sanmıştım daha çok."

Bu tatlı çekişmeleri bir süre evliliklerine neşe katarak sürerken Martin'in büyük bir aydınlanma yaşamasıyla da son buluyor.Martin karısına âşık olduğunu keşfedene dek yani. Adamın karısına âşık olduğunu anladığı andan sonra ise ikisi arasında güzel bir aşk başlıyor ve ileri ki bölümlerde de çok çekici bir hal alıyor.

"Tüm gün bunlara nasıl katlanıyorsun?"
Gözlüğünü inatla iteleyip, "Alıştım bu gözlüğe," dedi. "Varlığı ve yokluğu pek belli olmuyor.Gözümde olduğunu bile unutuyorum."
"Alışkanlıklar kötüdür bebeğim. Ben, senin hayatında asla bir alışkanlık olmayacağım.Varlığımı unutamazsın."
"Bunu yapmam mümkün mü?" diyen kız dürüstçe konuştu.Hafif bir cesaret kırıntısı bulabildiğinde duraksamadı. "Sana bir rutine alışır gibi alışmam mümkün değil.Ama bu saatten sonra sensizliğe alışmam da mümkün değil.Bu beni korkutuyor!"
"Alışman gerekmeyecek. O lanet olası gözlükten bile daha çok yer alacağım hayatında," derken sesi kararlılığını belli edercesine otoriterdi.
İlkim kıkırdadı. "Seni de gözlerimin üstünde taşımam gerekmeyecekse sorun değil."
"Beni burada taşıman gerekecek papatyam." Eliyle kızın kalbine dokundu genç adam. "Benim yerim burası."

Martin ve İlkim'in mutlu aşkları yanında Mary ve Seth, 6 yıl önceki evliliklerinin bitiminden kendilerine ortak kalan tek şeyleri olan kızları Janet'ı paylaşamıyor ve birbirlerini yiyerek geçiriyorlar günlerini. Onların o itişmeli aşkları da acayip hoşuma gitti! Çünkü Mary tam bana benziyor. :D

Maryson bir avukat hem de yırtıcı bir avukat. Seth ise oto tamirci ama çok yakışıklı ve Mary'nin ilk aşkı. Aynı şekilde Mary de onun. İkilinin aşkları çok hoş bir şekilde başlıyor. Arkadaşlıktan da aşka uzanıyor. Sonra da gereksiz sebeplerle ayrılığa kadar gidiyor. Yine de kızları olduğu için sürekli bir araya geliyorlar.

"Eski karısı kolları arasında uyurken, onu daha sıkı sarıp gözlerini kapattı. Veda eder gibi.. Yarın dünyanın sonuymuş gibi ona doymak istiyordu. Çünkü biliyordu ki, yarın olduğunda Mary'den nefret etmeye devam edecekti. Tıpkı Mary'nin de ondan nefret edecek olması gibi.."

Maryson ve Seth'in hikâyesini herkesin seveceğine emin. Çiftin birbirlerine olan aşkları uzak köşelerden bile belli oluyor. O kadar güzel işlenmiş. Keşke ayrı kitapları olsaymış. Bence daha etkileyici olurlardı. Seth'in fakir kızın da zengin olmasının da bunda etkisi var kanımca. Değişik bir konu sunuyor.
Uzun lafın kısası güzel bir kitaptı. Denemenizi tavsiye ederim. :)))










Aşka Tutsak || Jennifer Royce [Kitap Alıntıları]

26 Haz 2014



Wattpad'de tanıdığım ve yayımladığı hikâyelerin bir çoğunu okuyup sevdiğim yazarlardan Jennifer Royce'un facebook sayfası Jennifer Royce Hikâyeleri'nde daha önce duyurduğu Aşka Tutsak isimli kitabı pek yakında Ephesus Yayınları logosu altında çıkacakmış. Yazarın çok güzel bir kurgu anlayışı ve iyi bir hayal gücü olduğunu daha önceki hikâyelerinden bildiğim için bu kitabını da sabırsızlıkla bekliyorum. Hatta sayfasında paylaştıkları her alıntıyla da sabırsızlığım daha çok artıyor.

Ben de dayanamadım onların sayfada paylaştıkları alıntılarla bana yaptıkları işkenceyi ben de size yapmaya karar verdim! :D Şey, yani kitabı tanıtma amaçlı paylaşmak istedim. İşkence de ne alaka. XD

Bu arada yazarın Wattpad'te yayımlamış olduğu ve benim severek okuyup yorumladığım hikâyelerini de merak ederseniz;

Bir İSKOÇ Klasiği olarak yazmış olduğu ZORBA ÂŞIK için; TIK TIK
Dört kitaptan oluşan ve birbirinde asil birkaç soylunun bir araya gelerek insan kaçakçılarına kafa tutup engel olurken bir yanda da yaşadıkları eşsiz aşkları işlediği serisi ......

İlk kitap: Ömür Boyu Benimsin incelemesi için: TIK TIK
İkinci kitap: Kalbimin Efendisi incelemesi için: TIK TIK
Üçüncü kitap: Yüreğine Sürgün incelemesi için: TIK TIK
Dördüncü kitap: Bekleniyor. Yazacakmış yazar. Sabırsızım!

Neyse ben size yazarın sayfasından bulduğum alıntıları paylaşayım da en azından Aşka Tutsak'ı beklerken siz de benim gibi çatlayın bari. :D



“Hayır doğru kadın sensin.Ben bu gerçeği fark edemeyerek seni iterken, yüreğimde kopacak kıyameti öngöremedim.” -DANTE 
                                                                   **********
  
“Böylesine bir yüzsüzlük hiç görmemiştim.Ahlak duygunuzu evine girdiğiniz leydilerden birinin yatak odasında unutmuş olmalısınız.”
Dante, yarı aralık göz kapaklarının altından kıza kınayan bir bakış attı.Sesi ayıplayan bir tondaydı.
“Bir leydinin çekici dudaklarına yakışmayan bu sözler kalbimi kırıyor.”
“Kalbiniz olduğundan şüpheliyim, beyefendi.Şayet olsaydı, bir genç kızın odasına girmeden önce iki kez düşünürdünüz.”
“Dante.”
“Anlamadım.”
“Adım beyefendi değil, Dante. Sen istersen Blake de diyebilirsin.Güzel dudaklarından döküldüğü sürece benim için fark etmez.”
                                                                   **********










Aşkta İlk Çeyrek || Susan Elizabeth Phillips[Kitap Yorumu]

Orijinal Adı: It Had to Be You
Edisyonu: Aşkta İlk Çeyrek
Yazar: Susan Elizabeth Phillips
Yayıncı: Pegasus Yayınları
Tür: Romantik Komedi, Aşk, Spor
Puanım: 4/5

KENDİ KALESİNİ SAVUNMAYA SONUNA KADAR KARARLI, DİK KAFALI İKİ İNSANIN ROMANTİK HİKÂYESİ... 

“Rüzgârlı Şehir” Şikago, kendisine Chicago Stars Amerikan futbolu takımı miras kalan, göz alıcı sarışın afet Phoebe Somerville için henüz hazır değildi. Phoebe de sahaların efsane futbolcusu, Stars’ın şimdiki baş koçu sabit fikirli, yakışıklı maço Dan Calebow için hazır değildi. Futboldan zerre kadar anlamayan, seksi sarışın patronu ve Dan birbirine tamamen zıt karakterlere sahiptiler. 
Öyleyse, Dan neden bu cüretkâr seks bombasına doğru hedefe kilitlenmiş bir füze misali sürükleniyordu? Ve Phoebe, Koç’un iyi çocuk cazibesi karşısında tuhaf hislere kapılıp dili tutulurken… neden onunla mücadeleye hazırlanıyordu? 

 


Yıllık iznimde okuduğum en güzel kitaplardan birisine yorum yapasım geldi. Çok uzun zamandır da yorum yapmadığım için güzel bir başlangıç olacak diye düşünüyorum.Epey uzun bir süredir arkadaşlarımın SEP okumam gerektiğini söylemelerine rağmen bir türlü fırsat bulup da okumak nasip olmamıştı. Hatta itiraf ediyorum biraz da abartı olarak düşünüyordum. O yüzden de elim gitmemişti. Ama fuarda aldığım Aşkta İlk Çeyrek kitabı, -hazır izindeyken diyerek- elime alıp okumamla bir solukta biten bir kitap oldu. Bittiğinde de söylendiği kadar güzel olduğunu da görmüş oldum. Verdiğim paraya değdi yani. XD
Kitap her ne kadar kalın gibi dursa da-bazen kalıp kitaplar gözümü korkutuyor da- bir elinize alıyorsunuz ki, finiş! Nasıl bitti anlamıyorsunuz bile! Kısacası, "Durma, git, al." denecek kitaplardan birisi.



Şimdi kitabımızı neden sevdim yorumlayayım da bir fikir edinin. Bir kere kitabın ismi ve kapağına âşığım! Aşk yaşıyorum resmen! Bu kadar uyumlu bir isim, bu kadar güzel bir kapak olamazdı! Kapaktaki kıza baktıkça gözümün önüne hep esas kızımız Phobe geldi durdu. O kadar hoş bir seçim olmuş.Neyse.

Phobe, yani kitabımızın esas kızı, kapaktaki sarışına benzerliğinin yanında onu da sollayacak kadar çekici, dışa dönük, iki ayaklı olan tüm erkek cinsiyle kısa sürede iletişim kurabileceği söylenen, aptal gibi görünmesine karşı çok zeki bir genç bayandır! Evinden yıllar önce ayrılıp gitmiş ve kendi hayatını yaşamış. Küçük kaniş köpeği Pooh'tan başka da kimsesi yok.Evet, kızımız tam olarak bunlardan ibaret. Yani en azından öyle sanıyoruz. :D *resimdekikızgibigözümdecanlanıyorcadı*

Phobe, babası olacak Bert Somerville denen adamdan asla ama asla sevgi görmemiş, sevgisiz büyümüş 18 yaşında da başına gelen kötü bir olayla beraber evi terk edip bir daha dönmemek üzere oradan ayrılmış. Yıllar boyu babası tarafından kınanacak birçok şey yapmış ama asla kötü bir kız olmamıştır. Sadece babasının dayatmalarına karşı koyup onun zıttına giderek kendi ayakları üstünde durmaya çalışmış kızımız. Yani, şimdiye kadar..

Bert Somerville ölürken Phobe'ye mirasından hiçbir şey bırakmamıştır. En azında Phobe, yıllar önce mirastan men edilince öyle sanıyor. Ama gelin görün ki, adam ölmeden önce kızına çok önemli bir sorumluluk vermek için mirasını kullanıyor ve onu kendi Amerikan Futbol Takımı olan Şikago Stars'ın yeni patronu olarak bırakıp, göçüp gidiyor. :D

Tabii Phobe gibi bir kız, bırakın futbolu bilmeyi, onun ne amaç içerdiğini bile bilmezken kendisini bir anda kocaman bir takımın başında buluyor. Ama babası son kozunu da oynayıp kızının sezon sonuna kadar yöneteceği takımın şampiyonluğu kazanması durumunda takımın onda kalacağını, aksi durumda da takımın kızı yerine sahiplenip sevdiği yeğenine geçeceğini de belirtiyor. Hoş bu Phobe'nin umurunda mu? Tabii ki, hayır. Hiç umurunda değil. Hatta mümkünse takım şimdiden hiç hazzetmediği kuzeni Reed'e geçebilir. Sırf bu yüzden de her şeyi boş veriyor. Ta ki takımının sevgili, yakışıklı mı yakışıklı koçu Dan Calebow'un bir gün evinde bittiği âna kadar..

Dan, Şikago Stars takımının koçu, eski başarılı futbolculardan birisi.Koçluğunun en parlak olabileceği bir dönemde Bert Somerville'ın ölmesi ve yerine asla inanmak istemese bile gerçek olan kızı Phobe'nin gelmesi, daha da beteri gelmemesi ile çileden çıkan bir koç o. Tam olarak böyle biri!
Kendini kanıtlayabileceği Şikago Stars'ın en zor dönemlerinde bir de aptal patronları Phobe Somerville'ın tenezzül edip de işlerinin başına gelmemesi yüzünden sinir harbi yaşarken bir akşam yola çıktığı gibi soluğu yeni patroncuğunun evinde alıyor. Onunla -kendi usulüyle- bir güzel konuşup, ertesi gün işlerinin başında  olmasını da sağlıyor.
Tabii kitabın en eğlenceli kısımları da bundan sonra başlıyor.

Zira Dan tam bir iş kolik, disiplin adamı (gençliğininin tam tersi XD) Phobe ise futboldan hiçbir şey anlamayan, anlamadığı gibi anlamak da istemeyen, babasından nefret ettiği için her şeyden elini eteğini çekmiş, sanat dışında hiçbir şey ilgisini çekmeyen bir kız.
Ve bu ikisi yan yana gelince de tam olarak çıkan şey de, "Kendi kalesini savunmaya sonuna kadar kararlı, dik kafalı iki insanın romantik hikâyesi..." cümlesi ile özetlenebilir. Uzun lafın kısası, yer yer duygusal yer yer çok eğlenceli bir romantik komedi bir kitap bu.


Mustafa Kemal'e Aşklanmak / Halil Bezmen [Kitap Yorumu ve Alıntılar]

20 Haz 2014






''Bu kelimeyi duymadım. Aşklanmak ne demek?''
''Karşı taraf fark etmeden sevmek!''
''Ona hiç açılmadın mı?''
''Hayır, hep gizlice sevdim.''
''Canın yanmadı mı?''
''Aşkın her türlüsü can yakar, başka türlüsü yoktur. Zaten acı önemsizdir.''

Bu kitap hiç aklımda yokken okumak nasip oldu bana. Kitaplığımda öylece duruyordu ve arkasını şöyle bir çevirip göz atmam, elime alıp okumam için yetti bile. Bir merak elime aldım, düşündüğümün aksine de çok beğendim. Tüylerimi ürpertti...
Kitabı sadece bir kadının ağzından, Mustafa Kemal'e olan aşkını anlatan bir roman sanmayın. Daha çok sadakat var... Aşkın varlığı için ise kitabın ismi gibi aşklanmak var...
Cemile'de benim gibi, kimileriniz gibi Mustafa Kemal'a aşklanmıştı. 

Fakat Mustafa Kemal'a Aşklanmak kitabı için bir dönem kitabı diyebilirim. 1914-193yılını kapsayan, Atatürk Dönemini anlatan bir roman. Özellikle de İzmir'in kurtuluşu üzerinde durmuş, yazar. Rumların çoğunlukta olması, Kuvayimilliye'nin faaliyetleri, Mustafa Kemal'in başarıları... Ve bir çok karakterle süslü, geçmişimizi anlatan bir roman... Kara Hasan, Ahmet Anzavur, Kürt Mehmet... Rum bir rahip olan Vasili; ki en sevdiğim karakterlerden biri o oldu hatta fuhuş evinin sahibi Vedia. 'Fuhuş evi mi?' der dediğinizi duyar gibiyim. Fakat Vedia'ya, onun zekasına hayran kalmamak elde değildi... 

Gerçek kişiler ve hayali karakterlerle iç içe geçmiş, olağanüstü bir romandı.

Bir tutam tarih, bir tutam aşk...

Ana karakter Cemile daha 16 yaşındayken 1914 yılında Ata'ya aşık oluyor. İkisi de birbirinin zekasına hayran kalıyor. Kaldı ki Mustafa Kemal'de onu her zaman hatırlıyor. Fakat Cemile onunla sadece dört veya beş kere yüzyüze geliyor. Hiç bir zaman ona olan aşkını itiraf etmediği gibi, ömrü boyunca da sadece ona sadık kalıyor. Hatta öyle ki Ata'nın Anadolu ordusuna silah gönderiyor. İngiliz Kemal, Ata'mıza suikast düzenleyeceği zaman onu uyaran da  Cemile oluyor... 

''Aşkın kendisinden çok hayalini sevmeseydim, Mustafa Kemal'e aşklanarak ömür geçirmeye razı olur muydum?''

Kitapta onların onca yılda o kadar az görüşmelerini mantıklı buldum. Sonuçta o zamanları ve tarihimizi düşününce; Ata savaşırken, Osmanlı Devleti son bulup Cumhuriyeti  kurarken ve yeni Türkiye'yi yönetirken... Siz başka nasıl bir kitap bekleyebilirsiniz ki? 

''Osmanlı yedi yüz yıl durmadan savaştı. Mustafa Kemal bu ahmaklığı durduran ilk insandır. Binlerce yıldır, Hititlerden beri süren bir ahmaklık! Mustafa Kemal savaşı sonlandıran savaşçıdır. Anadolu'da ki bütün dinler onun ölümüne ağlamalıdır.''

Ata'nın ölümünün ardından Cemile'de gençliği ve kendi ile yüzleşmeye karar veriyor. Kendi gerçek yüzünü görmeye... Bu yüzleşmenin sonucunda yıkılacak mı yoksa kurtulacak mı onu da siz okuyun ve görün derim.

Düşündürücü bir kitap için güzel bir son olmuş. En son cümle de dahi Ata'ya olan sadakatini hissettirmiş yazar. Beni derinden etkiledi...

Bu kitabı okuyun, pişman olmazsınız...

✿˙·٠•●♥ Ƹ̵̡Ӝ̵̨̄Ʒ ♥●✿ ALINTILAR ✿●♥ Ƹ̵̡Ӝ̵̨̄Ʒ ♥●•٠·˙✿


''Oyunda kaybedince tekrar deneme hakkımız vardır, oysa hayatta yoktur. Hayat bir oyun değil; kaybettin mi her ne için oynuyorsan, hayat onu elinden alıyor.''

''Yıkıcı olan umutsuzluktu. Azrail'le alıp veremediği bir şey yoktu, o da görevini yapıyordu.''

'Huzur biraz ölümü andırıyor, anne.' -Mustafa Kemal

''Dünya rengarenk, nasıl sıkılabilirsin, imkansız bu. Şu baharın güzelliğine baksana, dediğinde Mustafa Kemal gülmüş ve ''Çok güzel, ama geçen senenin baharına ne kadar çok benziyor,'' demişti. O, eylemlere bakıyordu, duygulara değil.

''Hayalin, gerçekten değerli olduğunu her kadın bilir.''

''Güçlü olanın adil olması şarttır.''

''Dost olmak her şeyi anlatmak zorunluluğu değildir; her şeyi anlatabilmek hakkına sahip olmaktır.''

''Bütün kadınların evden çıkmayıp, komşuda olanı dinlediği ve sokağı dikizlediği bu ülkede, herhangi bir sırrın saklanabileceğine inanmak saflıktır.''  

''İnsanoğluna değişmek zor geldiği için Mustafa Kemal'in durumu zayıftı. Ne var ki kimsede olmayan bir silaha sahipti: O bir dahiydi.''

''Çoğu erkek bir kadını istemeyi becerebilir ama azı reddedilince uygarca vazgeçmeyi becerebilir.''

''Aşkın esrarlı değil, işe yarayan bir tarafı olmalı. Elle tutulur bir görevi olmalı.''

''Kadına hakim olan erkek, onu sevmeyen erkektir. Sizin tükenmeyen bir enerjiniz ve fethetmeye kullandığınız bir gücünüz var. Ele geçiriyorsunuz, boyun eğdiriyorsunuz ama aşık olamazsınız veya anlayış gösteremezsiniz.
Etrafınızdaki çiftlere bakın: Hakim olan seven değildir, seven diğeridir; hükmedilendir.''


   

Pabucumun Ajanı / Asude [Kitap Yorumu]

18 Haz 2014


Aman tanrım bitti! Bir çırpıda okundu ve bitti. Elimden bırakamadım yahu! Süperdi, harikaydı, muhteşemdi! Okurken ne kahkahalar attım bir ben bilirim. Öyle eğlenceli bir kitaptı ki! Bir sürü de ince espri; tabi anlayana :)


Yüzüm gözüm şişene kadar sarımsak istiyorum,
Çoşup sabaha kadar tıkınmak istiyorum,
Caddelerde dolaşıp hohlamak istiyorum,
Müsaadenle Tuna'yı öldürmek istiyorum!

Kitap hakkında onca güzel yorum okudum, kendi arkadaşlarım okumam için beni ikna edene kadar akla karayı seçtiler. Ve ben sonunda elime kitabı aldığım an paaatt kitap başladığım gibi bitti bile. Ama bende ki o son sayfayı okuyuşu görmeniz lazım; yüzümde kocaman bir gülümseme, (halbuki kahkaha atmaktan çenem kasılmış artık)  bir iç çekiş. Yanımda eşim. Aklımda Tuna... :) Kıs kıs kıs. Aman ne yani evliyik diye Tuna'yı size bırakacağımı mı sandınız?
 Her neyse :) Kitabı okurken bir yandan da bana okumam için ısrar eden arkadaşlarıma mesaj atıyorum. Kitabı, Tuna'yı, Deniz'i anlatıyorum. Hahahhaa... Kitap ayrı ben ayrı bir komedi. Arkadaşım karşımda olsa kesin kitabı kafama fırlatırdı. 

Fakat Pabucumun Ajanı sadece al eline gül tarzında bir kitap da değildi, benim için. Bence 'iki manyağın dengesiz bir aşk hikayesiydi.' Ve o iki manyak beni deli etti. 

Benim ona hayranlıkla bakmamın aksine, o bana otobanda asfalta yapışmışım da beynimin suyu akıyormuş gibi bakıyordu. Arizona çöllerinde karşılaşmış bir bizon ile ceylan gibiydik.

Haaa, bu kitabı okurken hiçbir şey yiyip içmeyin. Mazallah ağzınızdan fırlayı verir yiyecekler. Bakınız, misal ben.:)

Kitabın en beğendiğim yönlerinden biri de karakterlerdi. Deniz... Şey onu tanımlayacak ilk kelime çatlak olması sanırım. Yani ilk başlarda. Sayfalar ilerledikçe siz de benim gibi  Deniz'i daha yakından tanıyacaksınız. Ve Tuna... Deniz'in deyişiyle Kurumsal Kasıntı, Kurumsal Züppe, Kurumsal Adi... O biiiiirrr Uranüslü XDXDXD Hakikaten yahu o gerçekten de bu dünyadan gibi değildi. Yerinde bir tespit yani. Ah, ve o biiiir ukala! Ama... Ama... Ama ben onun ukalalığını yirim! Yiiiir!!! :)):))

Görüyorsunuz değil mi? Bu iki çatlak benim de aklımı başımdan aldı. Sadece Tuna'ya değil, o ikilinin aşkına da aşık oldum ben ya, of! Tunan'nın kıskançlığı hele beni mest etti! Mest! O nasıl sahiplenmeydi! Ayyyyşşh alın okuyun bu kitabı! 

"Evet. Bayan Nisan! Yılda sadece bir ay.Oysa ben öyle miyim? Deniz'in bir mevsimi yok. Deniz on iki ayın her günü güzeldir."
"Ve Ankara'da Deniz yok diyenler de yanılıyor, değil mi? Bir tane Deniz var, tam şu an karşımda."
Tuna'nın cümlesiyle kahkaha atıp, "Sen espri de mi yapıyorsun?" diye sordum.
"Espri değil," dediğinde gözlerime ciddiyetle baktı. "Sen bir tanesin Deniz ve sadece bana aitsin!"

Gelgelelim konusuna; Deniz aylardır iş bulamayan, fakir ama gururlu kızımız. Bir gün 'biz sizi ararız' lafı burnuna kadar geliyor ve elinde saçma sapan bir cv Tuna'nın şirketine ayağını basıyor. Amaç; tüm o patronlardan, o züppelerden, o tepeden bakanlardan intikam almak. Eh spoi vermemek için o işi nasıl aldığını atlıyorum ama daha ilk günden ikilimiz birbirinden bildiğin nefret ediyor.

Ama ne demişler; 'büyük aşklar nefretle başlarmış.'

Tuna'nın Deniz'i işten kovması... Deniz'in onun hayatını kurtarması... Tuna'nın Deniz'i işe geri almak zorunda kalması...  Kavgalar, laf sokmalar, kıskançlıklar... Koklaşmalar ;-) Taa taaam bir bakmışlar nikah dairesindeler!

Hahahayyytttt!
Süperdi! Süper!
Bu kitabı al ve oku arkadaş! Sonra da geeettt başkalarına okut! 
:)):)):))




Deliryum / Lauren Oliver [Alıntılar]

16 Haz 2014


ALINTILAR

''Öldürücü şeylerin en öldürücüsü: Aşk ona sahip olduğunuzda da, olmadığınızda da sizi öldürüyor.''

''Bazen mutsuz olmadıkça, gerçekten mutlu olamazsın.''

''Seni seviyorum. Unutma. Onu elinden alamazlar.''

''Hayat çok tuhaf işliyor. Bir şeyi itiyorsunuz, bekleyip duruyorsunuz ve o şey hiç olmayacakmış gibi hissediyorsunuz. Sonra oluyor, bitiyor ve tek istediğiniz, her şey değişmeden önceki o kısacık ana dönmek oluyor.''

''Güvendiğiniz, bel bağlayabileceğinizi düşündüğünüz herkes, eninde sonunda sizi hayal kırıklığına uğratır. İnsanlar kendi hallerine bırakıldıklarında, yalan söyler, sır saklar, değişir ve kaybolur; kimisi farklı bir yüzün yada kişiliğin arkasında, kimisi yoğun bir sabah sisinin ardında, bir uçurumun ötesinde. Tedavi işte bu yüzden o kadar önemli. Ona işte bu yüzden ihtiyacımız var.''

''Dünyamın ikinci kez alt üst oluşunun sebebi de bir kelimeydi. Boğazımdan yüklesen, düşünme yada omu durdurma fırsatı bulamayan dudaklarımın arasından fırlayan bir kelime.
Soru, yarın benimle buluşur musun, idi.
Cevapsa, evet.

Her şey yoluna girecek. Kelimelerin hiçbir anlamı yok aslında; onlar yalnızca boşluğa, karanlığa salınan sesler, düşerken bir şeye tutunmak için gösterdiğimiz yararsız çabalar.

''Aşk... İncecik tek bir kelime; bir bıçak sırtından daha uzun olmayan bir kelime. Kendisi de tam olarak bu zaten. Bir bıçak sırtı, bir jilet. Hayatınızın merkezine giriyor, her şeyi ikiye bölüyor. Önce ve sonra. Dünyanın geri kalanı, iki taraftan birinde kalıyor.
Önce ve sonra ve aşkın anı, bir bıçağın sırtından daha büyük, daha uzun olmayan an.'' 

Aylardan Aşk | Meral Kır [Konuşan Kitaplar Blog Tur: Kitap Yorumu]

13 Haz 2014

Adı: Aylardan Aşk
Yazar: Meral Kır
Yayıncı: Müptelâ Yayınları
Tür: Gizem, Polisiye, Aşk
Paun: 4/5

"Aylardan Aşk, harika ve yaratıcı... sürükleyici bir aşk hikâyesi..." 
                                                                         - Sarah Jio
Gerçek olduğunu düşündüğünüz hayatınızdaki her şeyin kocaman bir yalandan ibaret olduğunu öğrenseydiniz, ne yapardınız?

Zengin Sancaktar Ailesi'nin en küçük çocuğu olan Tanem için hayat oldukça sıradandı. Arkadaşları ve ailesinin her zaman yanında olduğu Tanem'in tek gayesi işinde ilerlemekti, ta ki katılmak için gittiği, ama katılmadığı o toplantı sonrası geçirdiği trafik kazasına kadar...İki yıl boyunca uyuyan Tanem uyandığında, hafızasını kaybetmiş ve yanında doktoru Yağız'ı bulmuştu. Ailesi ve geçmişine dair, özellikle bir şeyleri hatırlamak istemiyor, bir şeylerden kaçıyordu sanki. Yağız, uyutulduğu esnada kendisini zehirlemek isteyen esrarengiz kişiden de haberi olmayan Tanem'e hem yakınlık duyuyor hem de Tanem'in geçmişinde ne olduğunu ve onu kimin öldürmek istediğini bulmaya çalışıyordu.
Diğer taraftan Tanem'den uzak durmaya çabalıyor, adeta onunla savaşıyordu.Acaba Yağız, Tanem'le ilgili gerçekleri öğrenebilecek miydi ve daha önemlisi Tanem'in aşkına karşı koyabilecek miydi?





Selamlar herkese! 
Konuşan Kitaplar Blog Tur kapsamında bir süre ara verdikten sonra güzel bir kitapla geri dönüş yapalım dedik! Afişi beğendiniz mi? Çok uğraştım; yalandan da olsa beğendim deyin. XD Neyse efendim Aylardan Aşk kitabının bugünkü yorumlarından birisi de bende. Kitabımızla ilgili artı ve eksileriyle güzel olduğuna inandığım bir yorum paylaşarak tura katılıyorum. Keyifli vakit geçirmenizi umarım. Kitabı da seveceksiniz! Ama baştan söyleyeyim ki; Ahmet Sancaktar'a yan baktırmam. :D 
Ben daha da lafı uzatmadan kitabın yorumuna geçeyim.

 Ja Ne minna! xD


"Herkesin rolünü kendisinin yazdığı ve yazarken de kendisine iltimas gösterdiği bir hikâyesi vardır. Fakat çoğumuz ne hikâyemizin anafikriyle ilgileniriz ne de hayatın bize sunduklarıyla."


Şimdi kitabımızla ilgili görüşlerim objektif olmakla beraber çok da doğal olacak.Yorumu birkaç madde altına bölerek gideceğim.

1-Kitabı sevdim mi?
-Evet.
2-Kitabın konusu ve kurgusu güzel miydi?
-Evet.
3-Yazarın anlatımı güzel miydi?
-Kesinlikle!
4-Sıkıcı mıydı?
-Bakış açısına göre değişiyor.
5-Tavsiye eder miyim?
-Evet.


İlk dediğimden yola çıkarak başlıyorum. Kitabı gerçekten sevdim. Özellikle kurgusunu! Sağlam dizi çıkar bu kitaptan. Çünkü ilerleyiş bakımında oldukça ilginç bir kitap. Başlarda biraz sıkılır gibi oldum. Ama mantıklı düşününce onu da geçtim. Konuya gelirsem; Tanem Sancaktar büyük ve zengin bir ailenin en küçük kızı. Kendisi işletme mezunu ve kendi ayakları üzerinde durabiliyor. 10 Eylül günü hayatının en önemli toplantısına katılacağı sırada öğrendiği bir haberle arabasına atladığı gibi ölüme doğru sürüyor! Ve kaza!
Tanem ölüme sürdüğü arabayla bir kaza geçirip ciddi bir beyin hasarı alıyor. Tam bu nokta da kitabın esas erkeği Yağız, Dr. Yağız devreye giriyor. Yağız bir Beyin Cerrahı ve Amerika'da eğitim almış, genç yaşına rağmen çok başarılı biri. Tanem'in kazasında herkes ümit keserken Yağız bir tedavi uyguluyor.Bu yöntemle 2 yıl süren ve uyutularak verilen ilaç tedavisinden sonra hayata gözlerini açıyor kızımız. Başlarda sıkılacak gibi olmamın sebebi de burası. Zira kız kendine gelince bir 100 sayfa kadar hastane ve tedavi süreci başlıyor.
Malum 2 yıl uyutuldu. Kaslar bile çalışmıyor. Okurken önce bu kısımlar çok uzun gibi geldi bana ama sonra mantıklı bulunca ve verilen detayların inceliğini görünce yapılan araştırmayı da takdir ederek mantıklı buldum.
Zaten yazarın anlatımı güzeldi bence. O yüzden kitap kendini siz fark etmeseniz bile okutuyor. Bir bakmışsınız yarılamışsınız. Yazarın ele aldığı konu özellikle ilgimi çekti. Çünkü başlarda klasik bir aşk beklerken içerisinde hem gizem hem de polisiye olması ayrı bir tat katmış kitaba. Hele sonlarına doğru! 
Kitabın polisiye kısmında bahsedeyim önce, hem biraz fikir edinirsiniz. Tanem hastanede iki kez sabotaja uğruyor. Birileri kızımızı öldürme peşinde ve Yağız, yakuşuklu doktorumuz bunu fark ediyor. Hemen işe el atıyor. Kızı öldürmeye çalışanları inceliyor, ki bu kısımda aileden bile şüphe etmeye kadar gidiyorsunuz kitapta! İşte kitabın güzel tarafı da bu. Çok fazla karakter olduğu için seçenekleriniz bölünüyor ve sonunda karşınıza çıkan şey sizi cidden şaşırtıyor. Çok fazla karakter derken Sancaktar Ailesinin büyüklüğü sizi bile şaşırtacak! Ve ben tam bir Ahmet Sancaktar âşığı oldum. Onun ve Tanem'in arkadaşı Sena'nın hallerine de öldüm resmen.Neyse.
Ayrıca Tanem ve Yağız aşkı da apayrı bir güzellik. Yağız bundan 8 yıl önce ailesini kaybetmiş. Ve kendisini sorumlu tutuyor. Bu yüzden de aşka tövbeli! Sevmeyi bilmediğini düşünüyor. Aşkı istemiyor. Tanem ise gözlerini açar açmaz Yağız'ı görünce düşünün artık olanları. Kız adama sırılsıklam âşık oluyor. Ve aşka inanmayan bu adamı ikna edip onu kendine bağlamaya karar verince de oldukça güzel bir itiş kakış başlıyor. Yağız, Tanem'e sadece hasta gözüyle bakarken kız adamı baştan çıkarıyor. :D
Kısacası kitabı sevdim. Sıkıldığım noktaları da oldu ama genel olarak sevdim. Hatta daha geçen gün sabah 5e karşı bitirdim. Zira son 250 sayfada ne oluyoruz modunda okuyorsunuz! Ben sevdim, sanırım siz de seversiniz. 




Belalı Düğün / Jamie McGuire [Kitap Yorumu ve Alıntılar]

11 Haz 2014



Abby ve Travis okuduğum en en en tatlı çift!  Onlara doyamıyorsun! Sadece Trav'a değil, birbirlerine duydukları aşka da aşık olmamak elde değil! Romeo ve Juliet'den daha romantikler ve tabi bir de sorunlular. Onca şeyle uğraşıp, tam birbirlerine kavuştular, mutlu son oldu derken... Ta taaamm 'Belalı Düğün' ile olayın bilmediğimiz yönleri ortaya çıktı. 

Alında Belalı Düğün bir nevi novella. 146 sayfa... Abby'nin evlenme teklifinden evlendikleri güne kadar ki zaman dilimini anlatıyor. 

Tatlı Bela'yı okuyanlar bilir Travsin'in bodrumda dövüştüğü gün bir yangın çıkmıştı... O kısım kitapta çok çabuk geçmişti... Eee kim hapse girdi, ne oldu bilmiyorduk. Sonuçta bir sürü ölen olmuştu. Birilerinin hapse girmesi şarttı... Ve Belalı Düğün'de öğreniyoruz ki evlilik tam bir blöf! Gel de şok olma! Ah Abby ah! Ağzımı açık bıraktın o zekanla... 

Tamam tamam susuyorum, başka spoi yok söz. :-)
 
Belalı Düğün'de daha önce okumayı isteyip de okuyamadığınız, bir çok şeyi bulabilirsiniz. Vegas'a varmaları. Şapel'i ayarlamaları... Gelin ve damadın hazırlıkları... O muhteşem nikah! Abby'nin Bayan Maddox dövmesini yaptırdığı zamanı okurken kahkahalarla güleceğinize eminim. Veee sıkı durun! Tam bir yıl sonra, koskoca bir düğünle nikah tazelemeleri bile vardı! Ama bu düğünü bir bakıma America için düzenliyorlar. :-) Hatun bir sene boyunca kafa ütüleyip durmuş... Eee, America bu. Hatırlayanlar inanacaktır. :-) Daha bitmedi. En güzel kısmı da bekarlığa veda geceleriydi. Gül gül öldüm. Abby ile Trav'ın arkadaşlarının teknik olarak onların evli olduklarını unutup durmaları... Hahahahahytt diyecek söz kalmadı bende. Okumalısınız! Bu kitabı kaçırmayın derim. Asla pişman olmazsınız.

Harikaydı! Muhteşemdi! Süperdi!



ALINTILAR
  • ''Seninle tanıştığım ilk andan itibaren sende ihtiyacım olan bir şey olduğunu anlamıştım. Şu işe bak ki sende olan bir şey değilmiş. Senmişsin.'' 
  • ''O benimdi ve bende onun. Eğer bu hayatta bir şey öğrendiysem, o da sadece bu iki gerçeğin önemli olduğu.'' 
  • ''Lanet olsun, erkek olmak iyiydi. Saçımı yarım saat boyunca makineyle kurutup sonrada bulabildiğim ilk maşayla yakıp üstüne on beş dakika boyunca makyajımı tam kıvamına getirmekle uğraştıktan sonra nihayet giyinmeye geçtiğimi hayal edemiyordum. Anahtar. Cüzdan. Telefon. Kapıdan çıkılır.''
  • ''İstatistik olarak bakacak olursak ailemiz bir kız çocuk sahibi olmak üzereydi ve dünyanın dişi bir Maddox'la başa çıkabileceğinden emin değildim.  Bütün o kavga dövüş ve öfkenin üzerine bir de östrojen gelecek öyle mi? Dünyadaki herkes ölürdü.''
  • ''Her gece eve, Abby'ye ve gözlerindeki o hoşgeldin diyen sevgi dolu bakışlara dönmek şahane ötesiydi. Hiçbir şey onu kendime tekrardan aşık etmenin yeni yollarını keşfetmekten daha iyi olamazdı. Artık bu halt için yaşıyordum ve eskisinden çok daha tatmin ediciydi.''
  • 'Ona benim bir parçammış gibi ihtiyacım vardı.' -Abby
  • ''Beni eşi benzeri olmayan bir aşka seven adamla evlenmek için gelmiştim ben buraya. Ve ben de onu, bin ömür sürse bile tadına doyamayacağım bir aşkla seviyordum. Şu anda tam olarak istediğim şey gelinliğim üstümde Graceland Şapeli'nde olmaktı. Bundan iyi olabilecek tek yer mihrabın önü, onun yanıydı.''
  • ''Bir Maddox erkeği senin tüm sınırlarını zorlar ama eğer yine de onunla kalırsan senin için her şeyi göze alır.''
  • -''Bayan Maddox?''  -Gülümsedim. ''Efendim?''  -''Hiç sadece sana öyle seslenmek istedim.''
  • ''Beni öptü, beni tattı ve dudakları dudaklarımda bir şarkı mırıldandı.''
  • ''Sen her şeyi değiştiriyorsun. Sen benim yarımsın. Sen benim eski dünyamın kıyametisin.'' -Travis 




Daima Aşk / Sandi Lynn [Kitap Yorumu]

10 Haz 2014


Orijinal Adı: Forever Black
Yazar: Sandi Lynn
Yayınevi: Elf Yayınları
Goodreads Puanı: 4.01
Tür: Romans

Hayatı, yaşamayı çok seven Ellery ve kanser tedavisini olmayı reddetmiş olması... Annesini kanserden kaybeden Elle, alkolik babasını kaybeden Elle, daha on altı yaşındayken kanser olduğunu öğrenen Elle... Ve Connor; ukala, zengin, ağız sulandırıcı fakat geçmişin de yaşadığı acının kırıkları ile yaşayan kadın düşmanı Connor.

Daima Aşk kitabı Elle ile Connor'un tarifi imkansız aşkını anlatıyor. Yeri geldiğinde Connor'un kafasına eline geçirdiği eşyayı fırlatabilen Elle... Sırtına Elle'yi aldığı gibi onu dilediği yere götürebilecek bir erkek; Connor. Komiklerdi, hoşlardı, aşıklardı. Ama Connor neden benim değil de Elle'nindi ki. :-)

Kitap tam bir pislik olan Kyle'ın Elle'yi terk etmesi ile başlıyor. Elle'nin ona dört yıl boyunca katlanmasının sebebi yalnızlıktan korkmasıydı. Erkek arkadaşınla ayrıldıktan sonra ki kural nedir? En yakın kız arkadaşınla bara gitmek. :-) Vee ta taam o bar Connor ile karşılaştıkları ilk yer oluyor. Tanıştıkları diyemiyorum çünkü Connor kör kütük sarhoştu, onu evine götüren ise Elle oldu. Onunla ilgilenir, yatırır sonra da yanına iki saniyeliğine iliştiği an uyuya kalır. (Ben de yedim Elle, çekil Connor'umun yanından) Connor sabah uyanıp Elle'yi görünce bir güzel aşağılamasın mı! Helal bebeğim dedim. Hahahahytt! Tabi Elle hiç altta kalmadı bir güzel haddini bildirdi. Bizim ukalaya had bildirmek... Bir yerde odunu ateşe vermek oldu bu. :-):-):-) 
Elle ne tarafa dönse bir sapık gibi Connor'ı görür oldu. Adam sürekli peşinde. Birbirlerini bir yandan sinir ederken bir yandan da aşık olmaya başlıyorlar... 

Romantik satırları okumaya kendinizi hazırlayın. Kıskanıp, sesli sesli iç geçirmeniz mümkün. Hatta kaçınılmaz. ;-) 
Her satırını keyifle okuyacaksınız. Vallahi ben yarım günde okudum bitirdim. Elimden bırakamadım. 

Bu kitaba bayılacaksınız!




ALINTILAR

  • "Dün gece kuralları saymayı mı unuttum?"
    " Hı?" diyerek kaşlarımı çattım.
    "Yatıya kalanlardan hoşlanmam. Dün gece seni becerdikten sonra gitmeliydin. O yüzden bana neden hala mutfağımda olduğunu ve keyfine baktığını söyleyebilir misin?" 
  • Bir noktadan sonra bazı insanların kalbinde kalabildiğini ama hayatında kalamayacağını anladım. Bu da benim seni kalbimde tutma şeklim. 
  • Hatıralar sevdiklerimize tutunuş şeklimizdir ve seninle en güzel hatıraları yapmayı planlıyorum.
  • Sonsuzluk sonsuza kadardır ve sende benim için öylesin. Sen benim sonsuzluğumsun....




Şans Bilekliği / Cathy Lamb [Kitap Yorumu]

9 Haz 2014



Bir gün şizofren olan anneniz, sizi ve küçük kardeşinizi köprüden derin, kapkaranlık sulara atsa ve siz kardeşinizin ölümünü izlerken duyduğunuz tek şey annenizin söylediği şarkı olsa?
Stevie o gece bedenen kurtuldu. Ve bu kitap onu anlatıyor.

Hayatın bir çok yönüne değinen, acıklı, hüzünlü, ürkütücü kimi zamansa keyif veren bir hikaye; Şans Bilekliği. Bir sonraki sayfayı merakla çevireceğiniz, heyecanla okuyacağınız bir kitap. Ben çok ama çok beğendim. Bu yazarın kalemi beni büyülüyor. Çünkü karakterler sanki bizden biri. Hepsinin bir derdi var. Hepsi çatlak. Normali yok. Aynı benim gibi... Hangimiz normaliz ki?

''Bu dünyada birileri, başka milyarlarca kişi, daima sizden daha kötü durumdadır. Daima.''

Neyse ben geri kitaba döneyim. :-) Stevie olanlardan sonra teyzesinin ailesi ile birlikte yaşamaya başlıyor. Fakat ne aile ne aile. Ağlar mısın, güler misin bilemiyorum. Eniştesi, teyzesinin kendi başına düşünmesine bile izin vermeyen bir mahlukat. Teyzesi güzel görünüp, uysal davranan, kendisine karşı hiç saygısı olmayan bir zavallı. (Ah, tabi kırk yıl sonra öyle bir kopuyor ki... Ağzınız açık kalır. Benim kaldı. Tabi bir de 'Eh yani sonunda' dedim.) Kuzeni Lance ve Polly'e gelirsek... Lance multimilyoner ve son girişimi de şişme kadınlar. :-) Dediklerine göre acayip yumuşacıklarmış. :-P Polly ise anaroksi hastası. Yani ölümüne sebep olacak kadar zayıf... Stevie ise obez... Alın ise aile. Ama işte sihirli sözcük 'aile.'

''Bir aileniz olması, kasırgada yaşamak gibi bir şey. Bazen etrafında dönüyor, bazen tek başınıza dışarı fırlatılıyorsunuz. Bazende içinde birbiriyle el ele tutuşup lanet olası şeyin bitmesini bekleyebiliyorsunuz.''

Obeziteyle mücadele eden Stevie, zayıfladıkça ayna da kendisinin değil annesinin yüzünü görmeye başlıyor... En yakın obez arkadaşının kıskançlıklarıyla uğraşıyor... Yan komşusuna aşık. Yakışıklı ve seksi yan komşusuna. Belirtmeden geçmek olmazdı. ;-) Onu her gördüğün de kendini görünmemek için yere atıyor. Kelimenin tam manasıyla. O kendini yere atsın vallahi, ben de kahkahamı attım pek güzel. 

''Kalbin onunkiyle şarkı söylesin. Kaderleriniz buradan cennete kadar birbirine bağlansın.''

Tabi zayıfladıkça değişmeyen şeyler de var. Kendine güvensizliği, utangaçlığı... Buna bir de geçmişinin kabusları da eklenince şu sorunun cevabını arıyor: 'Ben kimim?' İster istemez siz de kendinize soruyorsunuz. Kimim ben? ... Kim..?
Şans Bilekliği ruhunuzu aydınlatacak bir kitap.

''Asla kaybolmayacak yaralar almıştım ama hayatın böyle olduğunu da anlamıştım. İçimde de, dışımda da yaralar vardı.
Herkesin yok mu sanki? Ve bir şekilde bu yaralar bizi güçlendirmiyor mu? Bize neredeyse ölümcül baş ağrıları verseler de? Güçlendirmiyorlar mı?''

Şu kitapta en beğendiğim kısımlardan biri de olayların olağan seyrini okurken yazarın sadece tek bir cümle ile bombaları patlatması oldu. Her defasında neye uğradığımı şaşırdım. 

İşte böyle millet... Ben kitabı elimden bırakamadım. Kitabı okuyun da okutun da. ;-) 







 
FREE BLOGGER TEMPLATE BY DESIGNER BLOGS