Tesadüfen Aşk | Başak Kızıltan [Kitap Yorumu]

31 Ara 2014

Kitap Adı: Tesadüfen Aşk
Yazar: Başak Kızıltan
Yayıncı:Postiga Yayınları
Türü: Romantik, Aşk
Puanım: 4/5

İnsan kime âşık olacağını bilebilir mi? Tümüyle tesadüftür ömür boyunca kimi seveceğimiz!Hatta insan en tutkulu aşkını asıl, sevdiğini sanıp yanıldığını anladıktan sonra yaşayabilir.
"Buselik" adlı ilk kitabıyla okurlarının beğenisini kazanan Başak Kızıltan, yeni romanında, kahramanı Yeşim'le tanıştırıyor okurunu. Bir basketbolcunun sadece maçlarda heyecanlanmadığını da Ayaz'la tanışarak öğrenebilirsiniz.İlk aşkın gerçek olup olmadığına, her sayfayı şaşırarak çevirirken siz karar verin! Çünkü kahramanlarımız Yeşim ve Ayaz pekâlâ siz ve sevgiliniz de olabilir.

Bu kitaba Nazim Hikmet'in -zaten içerisinde alıntı yaptıkları- şu şiiriyle başlayarak yorum yapmak istiyorum. Küçük bir edit ile tabi. :D


"O gri gözlü bir devdi.
Minnacık bir kadın sevdi.
Kadının hayali minnacık bir evdi,

Kitabın ismi çok güzel. Tesafüden Aşk. Gerçekten de öyle. Çeşitli tesadüflerin bir araya getirdiği bir çift bu kitaptaki karakterlerimiz... İlk andan son âna kadar bir tesadüf zinciriyle, sürekli kaderleri kesişip durduğu için bir araya gelen bir çift...
Açıkçası, "Tesadüfen Aşk" beklediğimden bile güzel bir kitap olarak çıktı karşıma. Hani isminin hakkını vermiş. Kitabı aldığımda, kafamda sadece tesadüf eseri karşılaşıp âşık olan bir çift kurgusu ve onun üzerine oluşan olayların yarattığı bir kitap oluşmuştu. Evet, kitapta aynen böyle ama, tesadüf bir seferde gerçekleşen bir olaydan ibaret değil! Yazar öyle güzel bir olay örgüsü oluşturmuş ki çiftimiz sürekli değişik tesadüflerle bir araya geliyorlar ve o sevimli, âşık, yalnız, birbirlerinden habersiz hallerini okurken siz bile hayran kalıyorsunuz kurguya. Tabi bir de bölümlerin çiftin bakış açısından değişerek anlatılmasıyla, her iki karakterin de düşüncelerini okuma şansınız olduğu için, tesadüf anlarının her ikisi içinde ne kadar etkileyici olduğunu okuyucuya sunmuş yazar. Sevdim. Güzel bir aşk kitabıydı. Masum, sevimli ve romantik! Ne yazık ki kısaa! (-__-)'

Kitapta akıcı bir anlatıma sahip, zaten kurgusu da güzel olduğu için bir çırpıda okutuyor kendini. Tek üzüldüğüm yer, bölümler fazla kısa idi. Özellikle giriş kısımları. Tabi bu kısımlar giriş olduğu için de kısa olması normal ama tesadüfleri biraz daha uzun okumak istedim.Sonuçta çok tatlı bir karşılaşma işi var kitapta. Özellikle de Ayaz bakımından. Zira O Yeşim'den daha fazla âşık hallerde ve her gördüğü kişiyi o sanıyor. Hem de daha adını bile bilmediği bir kız için bu halleri! İşte bu yüzden daha detaylı olsaydı, güzel kurgu oluşturulabilirdi. Fazla masalsı kalmış. Böyle, bittiğinde "Bitti?" havası veriyor. Tatmin etmedi beni kısalığından ötürü. Ama tabi masalsı bir anlatımı olduğu için beğendim kitabı, o da ayrı mevzudur.

Kitabın ilk sayfalarında Ayaz'ın tesadüfen gördüğü ve aradan geçen yıllara rağmen unutamadığı "yeşil gözlü kadın"a ve kitaptaki anlatıma öyle bir kapılıyorsunuz ki siz bile o yeşil gözlü kadına âşık olabilirsiniz! Öylesine büyük bir aşk var Ayaz'da! Sadece bir an görmesine rağmen, o bir anda Yeşim'in yosun yeşili gözlerinde boğulup gidiyor kahramanımız. Sonrası ise yıllarca bir çift yeşil gözüm hayalini kurmakla geçiyor Ayaz için. Her an, her yerde onu görerek, her kadında onu bularak yaşıyor yıllarını.Düşünün ki adını bile bilmediğiniz bir kadını sadece kaldırıma oturmuş ağlarken görüyorsunuz ve bir an için gözleriniz kesişiyor, sonra kalkıp gidiyor ve siz de orada öylece yıllar boyu özlem çekeceğiniz bir çift göz görüyorsunuz. Gerçekten ilginçti. Ayaz'ın yerinde bir başkası olsa bu kadar takılır mıydı merak etmeden edemiyorum..

"Nasıl bir tesadüftür bu böyle!"

Hikâyeyi böylesi güzel kılan bir diğer şey; Yeşim'in de Ayaz için aynı şeyleri düşünmesi ve hissetmesi. O da Ayaz'la bir tesadüf sonucu karşılaştıkları o günden sonra hep onun gri gözlerini düşünüp durmuş, bir başkasına âşık olduğunu sanırken bile Ayaz'ı beklemiş..

"O gri gözler karşımda... Evet, yanlış görmedi, o karşımdaydı. Aynı bakışlar içime işledi, yine çok güzel bakıyordu, yine çok güzel gülüyordu."

Beklediğine de değiyor sonraları. Gerçi tamamen kaderin bir oyunu hepsi ama olsun. Çok sevimliydi.

Yeşim zengin bir ailenin tek kızı ve küçüklüğünden beri aile dostlarının oğlu Canker'e âşık -çocukluk aklı işte!- ve ileri de onunla evlenmeyi hayal eden o kızın hayalleri bir gün gerçeğe dönüyor. Tek farkla Yeşim belki aynı çocuk ruhlu Yeşim ama Canker aynı kişi değil. Yıllar genç adamı değiştirmiş, ya da Yeşim'in göremediği o maskeyi düşürmüş. Bir sabah Yeşim Canker'e ve ona olan inancına dair büyük bir sarsıntı yaşadıktan sonra kendine bambaşka biri olmak için yol çiziyor.

Ve bu çizdiği yolda da aslında derinlerde bir yerde hep âşık olduğu Ayaz'la karşılaşıyor. Bu karşılaşmadan sonra da çiftimizin tüm hayatı tamamen birbirlerine duydukları aşktan ibaret oluyor. Öyle bir aşk ki bu; kırık dökük, parça parça ama her fırtınada yine de dimdik birbirlerine bağlı iki dal gibi..

Değişik bir kitap oldu benim için. Farklı birkaç tadı aynı anda aldığım masalsı, kısa bir aşk romanı idi. Kitabın içerisindeki yazım yanlışlarının göz yorması dışında kitapta sorun yaşadığım bir kısım olmadı. Ki zaten kitaba kapıldığınızda o kısımlar da boş geliyor, fark etmiyorsunuz. Sevdiğim bir kitap oldu. Okuyalı da çok oldu. Ama ancak yorum yayınlıyorum. :D



Sailor Moon Crystal Sezon 2 [Fragman]

27 Ara 2014


Selamlar!
Ne zamandır bloguma yazı yazmıyordum. Pek fırsatım olmuyor, ama Saillor Moon Crysal Offical sayfası bugün Crystal Sezonu'nun 2. partisi için fragman yayınlayınca ben de hem onu tanıtayım, hem de bir yanın girmiş olayım dedim. :))
Tüm takipçilerin bildiği üzere anime 26 bölüm iki partiden oluşuyor. İlk sezon ve bir de Black Moon[Kara Ay Krallığı'nın Chibiusa] sezonu. Animenin ilk sezonu 12. bölüme gelmişken bugün resmi Sailor Moon Crystal Sayfası Black Moon sezonu için fragmanı yayımladı. Ve oldukça ilgi çekici olduğunu belirtmem gerek. 
Sezonla ilgili eski animeden de bildiğimiz gibi Chibiusa ve 30.yy. Ay Krallığı'nı izleyeceğiz.Açıkçası bu kısımları daha çok merak ediyorum. :D


FRAGMAN

Daha Sabaha Çok Var | Lisa Kleypas [Kitap Yorumu]

4 Ara 2014

Orjinal Adı: Married by Morning
Edisyonu: Daha Sabaha Çok Var
Seri: Hathaways#4
Yazar: Lisa Kleypas
Yayıncı: Epsilon Yayınları
Puanım: 5/5




Daha Sabaha Çok Var 

Sırlar… Daha fazla bastırılamayan tutku ve şehvet… Açığa çıkamayan duygular…

Catherine Marks, iki senedir Hathaway ailesinin kızlarına mürebbiyelik yapıyordu. İşinden büyük keyif alan Catherine’in tek bir sorunu vardı: Hathaway kardeşlerin sinir bozucu ağabeyi Leo.

Leo Hathaway ise kız kurusu diye nitelediği Catherine’e kafayı takmıştı. Genç kadının bir sır gibi sakladığı geçmişini öğrenmek için her şeyi göze alabilirdi.

Sürekli didişmeler, iğneleyici laflar, dik dik bakışlar… Birbirlerine tahammül edemeyen Catherine ve Leo için belki de en beklenmedik şey, ateşli bir öpücüktü… Bu öpücükten sonra artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı.




Bu kitabı ne kadar çok sevdiğimi bilmeyen kalmamıştır sanırım. Zira adı geçer geçmez herkesi spoiler yağmuruna tutup tüm kitabı anlatmaya başladığım bir gerçektir. Ve şu anda edisyonunun çıktığını görmenin -bu kapağa rağmen- beni neredeyse ağlayacak hale getirdiği de bir gerçek tabii. T_T Sevinç çığlıklarım arasında hazır kitabımızın edisyonu çıkmışken ben de yorumumu güncelleyeyim dedim. Çok güzel bir kitap sizleri bekliyor. Ben bile tekrar okuyacağım ânı iple çekiyorum o kadar söyleyebilirim. :)

Kitabı okuyalı iki sene falan oluyor. Sanırım Vazgeçmem Senden'in hemen ardından sarmıştım kitaba. Net hatırlamıyorum. Bu yüzden eksikler olabilir. Hatırladığım kadarıyla bir yorum gireceğim ama merakınız depreşecek o kesin. Spoiler'ın dibini de verebilirim. Çok uç noktaları net hatırlıyorum.
Neyse işte efendim. Ben yoruma geçiyorum. Keyifli okumalar!

Bu seride en çok merak ettiğim kitap, Lord Ramsey, yani Leo Hathaways ve Catherine Marks'ın hikâyesiydi. Çünkü bu ikiliyi gördüğüm anda aralarındaki çekimi okumam gerektiğini anladım.


DİKKAT AŞIRI SPOILER İÇEREN BİR YORUMDUR!
OKUMA ZEVKİNİZİN KAÇMAMASI  İÇİN SPOILER BİLGİSİYLE OKUYUNUZ..


Öncelikle şunu söylemek istiyorum bu serideki -bence- en iyi kitap bu! Serinin tümünü okumasam da, (tümü dediğimiz de bir Live In The Afternoon kaldı o yani :p) bu kitaptaki adrenalin ve ele alınan konu gerçekten çok etkileyiciydi.

Bayan Catherine Marks’ı zaten ikinci kitabımız Vazgeçmem Senden’den tanıyor , Gecemi Aydınlat'tan ise tanımayı aşıyoruz. Neyse.  Loe Hathaways ile aralarındaki çekişmeyi de az buçuk biliyoruz.Leo Hathaways, nam-ı diğer Lord Ramsey , bu kitapta kendini oldukça aşmış.O ilk kitaptaki hilkat garibesi adam nerede bu kitaptaki Lord Ramsey nerede, ama alaycılığa tam doz devam tabiî ki. Ve kitap öyle hareketli bir kitap ki başladığı andan itibaren dur durak bilmeden yol alıyor. Lisa, Hathaways'ler serisinde gerçekten kendini aşmış ya. Serinin her kitabı güzeldi fakat Married by Morning benim için daha özel bir kitap.

Leo ve Cat’in hem aşk hem de çekişme dolu bu kitabının edisyonunu en kısa zamanda görmek dileklerimle…

Catrherine Marks, geçmişinin izlerini silmeye çalışırken bir anda kendisini Hathaways ailesinin en küçük iki ferdi olan Poppy ve Beatrix’e mürebbiyelik ederken buluverir. Ve kitabımız da bu kısımda başlar. İlk kitap Benimle Kal'ın sonunda kızlar için bir mürebbiye tutulacağından bahsediliyordu zaten. İkinci kitapta ise bu iş Cam Rohan, meşhur çingenemiz sayesinde halledilmiş ve Cat, Hathaways'ler ailesine dahil olup kızlarla ilgilenmeye başlamış. Kitabın en güzel kısmı sanırım Leo ve Marks (Leo Marks dediği için ağzıma hep Marks geliyor) arasındaki çekişmenin hiç bitmemesi. Öyle ki aşklarını yaşamaya başladıkları anda bile mutlaka tartışacak bir şeyler buluyorlar. Ama çekişmeleri arasında bile bir çekim var. Ne zaman baş başa kalsalar iş başka boyuta geçiyor! 
                                                                                              *******


''Hayır ,'' soluk soluğa , onu kendinden uzaklaştırdı. ''Dur.Lütfen-''
Ellerinden biri yanlışlıkla onun yaralı omzuna bastırdı ve Leo bir küfür ederek ondan uzaklaştı.
''Lordum?'' Yataktan güçlükle kalktı ve durdu , kaslarının her biri titriyordu. ''Özür dilerim.Canınızı mı yaktım? Ne yapa--''
''Git.''
''Ama.''
''Hemen , Marks.'' Sesi zayıf ve boğuktu.'' Yada yatağa geri dön ve bitirmeme izin ver.''



                                                                                          ******

Cat, Hathaways'lerle çalışırken ailede Leo Hathaways haricinde herkesle arası gayet iyi. Kızlar kendisini çok seviyorlar. Cam ve Kev bile belli etmeseler de Cat'e saygı duyuyorlar ama bir tek Leo Catherine'den hazzetmiyor. Ve inatla kızın bir şeyler sakladığını düşünüyor. Doğru da düşünüyor tabiii.

Catherine’in Lord Ramsey ile yıldızı bir türlü barışmaz,-ki bu kısımlar gerçekten komedi- çünkü,

Leo ve Cat’in fikirleri ve düşünce yapıları sürekli çakıştığı için daima bir sürtüşme içerisindedirler, daima zıt fikirleri savunuyor ve savunduklarından ödün vermiyor, sürekli tartışıyorlar.Öyle ki, aile artık bunu normal bir durum gibi karşılamaya başlıyor bir yerden sonra.Hatta,  Leo durumu Marks’a ‘Azrail' diye lakap bile takacak kadar ileri götürüyor. Düşünün artık çekişmelerini.

Fakat,  Leo ailesindeki herkes ne düşünürse düşünsün, onlardan farklı olarak Catherine Marks’ın bi’ şeyler gizlediğini ve bi’ şeylerden kaçtığını düşünmekten de kendini alamıyor.Bu sebepten ötürüde Cat’in her hareketini adım adım takip ediyor. Bu durum bir nevi Leo için bir gaye bir amaç halini almış da diyebiliriz. İnatla o sırrı öğrenmeye kararlı!

Ve azimli sıçan taşı deler diyerekten, Leo bu çabalarının da yavaş yavaş meyvesini almaya başlıyor diyebilirim. Önce Catherine’in, kız kardeşi Poppy’nin eşi Harry Rutledge’nin üvey kız kardeşi olduğunu öğreniyor. Ve hemen aklında Cat'in Pobby'nin eşi ile ne işi olur sorularını eliyor. Biraz kaçıkça şeyler düşünüyordu da.. :D

Harry’nin kız kardeşine özel bir düşkünlüğü var. Cat'e yıllar önce yardım edememiş olması onun içinde bir ukde olmuş sanırım. Elinden geldiğince kardeşini koruma istiyor. Cat izin verse bugün onun kardeşi olduğunu herkese ilan edecek, ama Cat bunu kabul etmiyor. Harry de kardeşini uzaktan uzağa korumaya çalışıyor. Hele bir yerinde ağabeyliği ne kadar ciddiye aldığını Leo’ya ‘’Eğer Cat’i incitirsen seni öldürürüm,’ sözleriyle çok net anlıyoruz.

Fakat bunlar Cat'in sakladığı o büyük sır değil. En azından Leo'nun aradığı cevap bu değil ve Lordumuz istediği amaca ulaşana kadar devam ediyor. Cat’in geçmişini öğrenmeye kafasına koyan Leo'yu durdurabilene aşk olsun. Ama keşke tek sorun Cat'in geçmişi olsa.. Leo bunlarla uğraşırken bir yandan da eski Ramsey Kontesi yüzünden unvanı ve Hathaways’lara kalan Ramsey Evi , eski Ramsey Kontesi tarafında bir tehdit altına girer.Leo yani, Lord Ramsey evlenip de Ramsey soyu için bir varis vermezse Ramsey haklarının hepsinin eski kontese geçme durumu da bütün bu olanlara tuz biber olur.Ama Leo, son derece kararlı bir şekilde Cat’in sırlarını çözmeye daha doğrusu onun cazibesine kapılmadan Catherine’i elde etmeye kararlıdır ve Cat ile zaman geçirmeye başladıkça sırlar bir bir gün yüzüne çıkar ve Catherine’in geçmişinden bir hayalet Lord Latimer bir ( Leo’ya müstakbel eş aramak için Amelia ve Win tarafından düzenlenen) baloda birdenbire ortaya çıkıverir. 
                                                                                                                                             *****
Bu arada balo öncesi çok sevdiğim bir kısım var. Halen gülerim. :DWin , Leo'ya uygun gördükleri müstakbel eş adayları için hazırladıkları listeyi verir.
Win'i kırmamak için listeye göz atan Leo ;

“Marietta Newbury mi?”
''Evet,'' dedi Amelia. ''Nesi var?''
''Onun dişlerini beğenmiyorum.''
''Isabella Charrington nasıl?”
'''Annesinden hoşlanmıyorum.''
“Leydi Blossom Tremaine?”
''Onun da adını beğenmiyorum.''
''Tanrı Aşkına, Leo, bu onun suçu değil.''
''Beni ilgilendirmez.Çiçek isimli bir eş istemiyorum.Her gece ineklerden birine sesleniyor gibi hissederim.''

                                                                                                                ******

Leo, tesadüfen Catherine’in geçmişini ve yaşadıklarının bir kısmını Lord Latimer’den öğrenir.Öğrendikleri lordumuzun kafasında yeni yeni sorular oluşturunca o da tam Cat’le konuşmaya karar verdiği sıradaysa Catherine bir not bırakarak evden kaçar. (Cat evden kaçar çünkü geçmişinin öğrenilmesiyle Hathaways’lara layık olmadığını düşünür.)

Ama tabi Lord Ramsey hemen Cat’in peşinden yola koyulur onu bulur bulmaz da Catherine’in ağzından her şeyi öğrenir.Catherine Wigens,(kızımızın gerçek soy ismi)  fahişe olan ve bir genel ev yöneten büyük annesinin kendisini Lord Latimer’e satmasıyla büyük annesi ve Latimer’in elinden kaçarak, Bule Maid ismindeki mürebbiyelik okuluna başlamış, okulun müdiresi Bayan Marks Cat’in davranışlarından ve yaşadıklarından etkilenince onu kendi nüfusuna alıp Cat'e yeni bir dünya sunmuş. Cat bu yaşadığı kötü şeyler sırasında ağabeyi Harry'ye defalarca mektup yazmış ama Harry harekete geçmeye karar verdiğinde zaten Cat evden kaçıp kendini kurtarmış. Blue Maid'te okuyup iyi bir mürebbiye olduktan sonra da Hathaways'lerin arasına karışmış.

Leo Cat’in yaşadıklarını öğrendikten sonra ikisine de yarar sağlayacak bir çözüm sunarak, Marks’a evlenme teklif eder.Tabi teklifin içeriğinde bir aşktan çok karşılıklı bir yardımlaşma vardır. (En azından Leo kendini böyle kandırıyor.Ne de olsa ona da bir varis lazım!) Catherine , bu teklifi kabul edip etmeme arasında bir süreçteyken geçmişin gölgeleri Cat’in üzerine biner ve büyük annesinin ölümünden sonra onun yerine geçen halası da Cat'i kaçırtır.. 

Sonrası kitapta kalsın. Çok hareketli bir kitaptı ama emin olabilirsiniz..




Masum Yalan | Laura Landon [Kitap Yorumu]

1 Ara 2014


Orijinal Adı:Intimate Deception
Edisyon: Masum Yalan
Yazar;: Laura Landon
Yayınevi: Aspendos Yayınları
Puanım: 5/5

Leydi Grace Warren, babası onu ahlaksız bir adam olan Lord Fentington'a sattığında, kendisini sefil bir hayattan kurtarmak için esaslı bir hamle yapması gerektiğini biliyordu. Viktorya dönemi İngiltere'sinde bir kadını değerli kılan tek bir özelliği vardı: iffeti. İffeti olmadığı takdirde, onu ne Fentington ne de başka bir adam isteyecekti. Fakat en azından özgür olacaktı. Artık sıra o önemli geceyi yaşayabileceği bir adam bulmaktaydı; ona sorular sormayacak, başka isteklerde bulunmayacak bir adam... Çünkü her şeyini riske atmaya hazırlanan bir kadın için, bu görevi vereceği adam herhangi bir adam olamazdı.

Raeborn Dükü Vincent Germaine iki karısını da doğumda kaybettikten sonra bir daha asla evlenmeyeceğine dair yemin etmiştir. Bir vârise sahip olabilmesi için kaybedilen hayatlar nedeniyle suçluluk duygusu ve acı içinde yaşarken, ihtiyaçlarını artık yalnızca Londra'nın en tedbirli cariyeleriyle karşılamaktadır. Fakat büyüleyici bir yabancıyla geçirdiği tutkulu bir gecenin başka bir hayatı daha riske atmış olabileceğini öğrendiğinde Vincent, hiçbir şeyden şüphelenmeyen o kadını bulmak için yola koyulur ve karşısında eşsiz bir cesareti ve güzelliği olan güçlü bir kadın bulur. Peki, tüm zorluklara rağmen, çaresizlikleri tarafından bir araya getirilen bu iki yabancı gerçek aşkı bulabilecek mi?



Selamlar!

Yeni yorumumu geç de olsa paylaşmaya geldim. Bu seferki yorumlayacağım kitabım Aspendos Yayınları'nın sevdiğim yazarı -ki artık favori yazarım- Laura Landon'ın Masum Yalan kitabı. 
Bu yazarı gerçekten favori yazarlarım arasına aldım; henüz iki kitabını okumuş olmamıza rağmen sizler de okuduğunuzda neden böyle olduğunu anlayacaksınızdır. Yazarın güzel bir anlatım dili, olmasının yanı sıra o kadar değişik konular seçiyor ki, bu türe yepyeni bir tat kattığını söylemem gerek. Her okuduğum kitabından ayrı etkileniyorum. Keza Sessiz İntikam benim bu zamana kadar okuduğum en iyi historical romance(tarihi aşk romanı) kitaplarından birisiydi ve Masum Yalan'da da yazar kendini göstermiş.Diğer kitaplarını da en az bu kitabı kadar seveceğimden hiç şüphem yok. Bu yüzden tereddütsüz okurum dediğim nadir yazarlardan oldu Laura Ablam! :D

Masum Yalan, yani Intimate Deception aslında Goodreads'e işlenmemiş ama seri olan bir kitap.(Sanırım yazar seri adı bulamamış. XD)  Bundan sonraki kitap Intimate Surrender'da, bu kitabımızda büyük bir rol oynayan ama birkaç sahnede yer alan Hannah'ın hikâyesini okuyacağız. Ki kendisi bir Genelev Patroniçesi ve bu bile onun kitabını merak etmem için yeterli geliyor. Umarım bu kitabı da en kısa zamanda görmemiz mümkün olur!



Tekrar kitabımıza dönersem, Masum Yalan adı gibi masum bir yalanla ortaya çıkan bir konuyu ele alıyor.  Grace'in kendisini kötü bir adamdan korumak isterken masum bir Dük'ün hayatına balıklama dalmasıyla Vincent'ın ve onun masum bir yalanla yolları kesişiyor.Cesaret, Aşk ve duygu dolu bir kitap da bizi bekliyor!

Leydi Grace Warren, annesi ölünce kendisini altı küçük kız kardeşine adamış ve sorumsuz, paragöz babalarının kız kardeşlerini tüm Londra'da sapkın zevkleriyle anılan Lord Fentington'la evlendirmesine engel olmak için onları elinden geldiği şekilde korumuştur. Babası ve Fentington ile kardeşleri arasında bir set görevi almış da diyebiliriz.Adam sapkın zevkleriyle her bir kız kardeşine yaşı geldiği an göz dikince Grace daha atik davranıp o kız kardeşini hemen evlendirip, adamın pis pençelerinden kurtarmış. Ta ki en küçük kardeşleri Anne'e kadar da bunu gayet güzel başarabilmiştir.Ama Fentington son olarak Anne'e göz koyunca Grace onunla bir pazarlığa oturup adama kendisini vaat ederek kardeşini kurtarmış...

Bu kısımdan sonra da kitabımız başlıyor zaten..

Grace, Anne'in başarılı bir şekilde evlenmesini sağlayınca kendisini Fentington'dan kurtarabilmek için yapabileceği tek bir yol olarak gördüğü bekâretinden vazgeçip adamdan kurtulmak yöntemine sığınıyor. (Ne de olsa o zamanın Londra'sında bir Leydi'yi değerli kılan tek şey bekâreti! Ve bu sapkın herif Grace'ten bâkire olduğuna dair bir yemin etmesini istiyor! )
Kurtuluş yolu olarak gördüğü bu fedakârlığı yapabilmek için de yıllar önce çocukluk arkadaşı olan ve yaşadığı talihsizlikler yüzünden bir Genelev Patroniçesine dönüşen Madam Genevieve, yani Hannah'ın kapısını çalmaya gidiyor kızımız. Ona durumu anlattığında Hannah başta karşı çıksa da Grace'in daha büyük bir acı yaşamasını istemediği için kızımızın isteğine onay verip ona yardım etmeyi kabul ediyor. Grace'in bekâretinden vazgeçeceği adama dair tek bir istediği var; kim olduğunu bilmemek! Ne onun kendisini ne de kendisinin onu tanımaması...

"Grace koltuktan kalktı ve kendisine korkacak bir şeyi olmadığını söyledi. Mutlu olacağını ve omuzlarından büyük bir yükün kalktığını söyledi. Fakat yine de bir türlü atlatamadığı bir hüzün vardı. Çünkü hayatı boyunca beslediği hayallerinden vazgeçmek zorunda kalacaktı. Karı koca arasında paylaşılan sevgi dolayısıyla davetkâr ve sıcak olan bir ev hayalinden. Çocuk kahkahalarıyla dolu bir ev hayalinden.
Küçük hilesi gerçekten de çok pahalıya patlayacaktı."

Diğer tarafta ise kitabımızın esas erkek karakteri olan Raeborn Dükü Vincent Germaine var.Her şeyden habersiz olarak Hannah'ın planına dâhil olan ve kendisini bir anda tuhaf bir olayın içinde baş kahraman olarak bulan Vincent! Bana sorarsanız sırf bu adam için okunur bu kitap ya! O nasıl bir duygusallıktır. O nasıl güzel bir karakterdir öyle. Sessiz İntikam'da ne yazık ki Simon'ı çok aktif bir karakter olarak görememiştim ama Vincent gerçekten bir Dük'e yaraşır derecede baskın ve kitapta kendini gösteren bir karakterdi diyebilirim. Neyse..

Vincent, peş peşe iki karısını da doğumda kaybetmesi yüzünden kendisini kadınlardan ve evlilikten soyutlamış olarak, kadınlardan uzak durmayı seçip, kadınların çocuk doğurmasının bir lanet olduğuna olan inanarak kendisini bir varisten mahrum bırakıp, bir daha hiçbir kadını hamile bırakmayacağına dair de ant içtikten sonra, tek gecelik zevkler peşinde koşmaya başlamış. Sadece ihtiyaçlarını gidermesi gereken anlarda kendisini Madam Genevieve'in meşhur kızlarının kollarına atmak dışında hiçbir kadınla münasebet içine girmeyip ölen kardeşinin oğlunu kendisine varis tayin etmiştir; Çünkü bir daha hiçbir kadının kendisi yüzünden ölmesine izin vermeyecektir! Bu konuda kendisine büyük bir yemin etmiş ve bu yeminini de sonuna kadar tutmakta kararlı. Ama bilmeden bir oyunun parçası olduğunda ne ettiği yemin bir işe yarayacak ne de kendisini kadınlardan uzak tutması tabii..

Gerçi söylemeden edemeyeceğim bu kısımda gülmekten öldüm! Adam her sayfada Grace'in hayatını riske attım diye diye ölecek sandım bir ara.Kızı her öptüğünde, her dokunduğunda vs vs. sürekli onun hayatını riske atıyorum dedi durdu garibim! Bir de şeker kiiii *-* Ama tabi bir yerden sonra bu kısımlar yüzünden gülmeye başladım ve o kadar komiğime gitti ki artık kendimi şöyle bir durum güncellerken buldum;



Her neyse, Grace'in planında Vincent, Hannah'ın seçtiği kişi olarak bu kötü oyuna bilmeden dâhil oluyor ve Grace ile birlikte olduğu gece, onun bâkire olduğunu anlıyor. Aslında anlamaması için Grace ve Hannah ona bir ilaç vermelerine rağmen işler istedikleri gibi gitmiyor ve Vincent ertesi gün uyandığında Grace'in yanında olmadığını görünce aklına bir tek şey geliyor:

Yine bir kadını hamile bırakmış olabileceği! 
Yine bir kadının hayatını riske atmış olabileceği!

İşte sırf bu yüzden de Grace'in peşine düşüyor Vincent ve onun kim olduğunu bulduktan sonra onunla evlenmek için elinden geleni yapıyor. Erkek karakterin bu kadar baskın bir yapısı olması beni çok mutlu etti. Konuya o kadar güzel oturmuş ki karakter Grace'in çaresizliğinden doğan kırılganlığı için kullandığı maskeyi başka türlü düşürebilecek bir erkek karakter düşünemezdim.Fakat Grace çaresizlikle başvurduğu bu oyunda Vincent'ın hayatına davetsiz bir misafir olmayı kabul etmiyor. Çünkü adam aşk için değil bir görev için onunla evlenmek istiyor! Ne de olsa o artık kendi sorumluluğunda.. Grace de bunu kabullenemiyor; direniyor, diretiyor derken Vincent'ın yaşadıklarını öğrendiğinde her şey değişiyor.Hayatını alt üst ettiği bu adamın geçmiş yaraları yüzünden kendisini de bebeklerini de kaybedeceğine dair olan korkuları ve aşkı arasında bir savaşta kalıp bu evliliği ayakta tutmak için elinden geleni yapmaya yemin ediyor.

"Grace gözlerini kapattı ve kalbinin Vincent'ın sahip olduğu, fakat istemediği o yarısı olmadan yaşayabilmek için sessizce dua etti."

Sadece çok güzel bir kitap olduğunu, su gibi akıp gittiğini ve Vincent ile Grace arasındaki o duygusal iniş çıkışların sizi de alıp götürdüğünü söylemem bile bu kitabı okumanız için bir sebep olmalı bence. Ama bir de Sessiz İntikam'ı düşünerek, kesin okuyun diyorum. Laura Landon yazdığı sürece okuyun..


Married by Morning | Lisa Kleypas [Kitap Yorumu]

16 Kas 2014

Adı: Married by Morning
Yazar: Lisa Kleypas
Seri Sırası: Hathaways #4
Türü: Historical Romance
Puanım: 5/5

O, Cat'in kaçınmak istediği her şeydi.

İki yıldır Catherine Marks, Hathaways kızkardeşler için güzel bir konumda ücretli bir refakatçi olmuştur. Cat'in ağabeyi hakkındaki iddialar Leo Hathaways'i iyice çileden çıkarır. Leo ve Harry'nin sürekli sabit bir konuda tartışmaları Cat'i kullandığı bir maske olduğuna inanmaya iter. Ama bir öpücükle sonlanan kavgada Catherine, Leo'ya şok içerisinde karşılık verdiğinde Leo da bir karar vermek zorunda kalır..

O hiç göründüğü gibi biri değildi.

Leo'nun hemen evlenmek ve aile unvanlarıyla beraber evlerini kurtarabilmek için bir varis sahibi olması gerekmektedir. Catherine'in saygı değer tavırlarının ardında sakladığı sır genç kadını tamamen yok edecek bir şeydi. Ama Leo, Cat'in ilginç ve şeytani cazibesiyle karşı karşıya kaldığı her an o asla aşık olmayan adamın buzları bir bir çözülmeye başlar. Fakat Cat'in tehlikeli geçmişi iki aşığı ayırmadan önce her ikisi de tutkularına gem vurup gölgelerden gelen tehlikeyi kovalamak zorunda kalırlar.
Selamlar! 
Duydum ki birileri Leo Hathaways'in ve Catharine Marks'ın hikâyesini çok merak ediyormuş ben de Leo Hathaways, yani Lord Ramsey'i yorumlamak istedim. Kitap çıktığı sıralarda yapacaktım yorumumu fakat kızların merakını gidereyim dedim. Çünkü bu kitap benim özelim! Gerçi ayak üstü bütün spoilerı verdirdiler bana ama olsun!  Sanırım okuduğum en iyi Lisa kitabıydı. Büyük bir keyifle okumuştum ve yorumlamaktan da aynı oranda keyif alacağım.

Kitabı okuyalı iki sene falan oluyor. Sanırım Vazgeçmem Senden'in hemen ardından sarmıştım kitaba. Net hatırlamıyorum. Bu yüzden eksikler olabilir. Hatırladığım kadarıyla bir yorum gireceğim ama merakınız depreşecek o kesin. Spoiler'ın dibini de verebilirim. Çok uç noktaları net hatırlıyorum.
Neyse işte efendim. Ben yoruma geçiyorum. Keyifli okumalar!

Bu seride en çok merak ettiğim kitap, Lord Ramsey, yani Leo Hathaways ve Catherine Marks'ın hikâyesiydi. Çünkü bu ikiliyi gördüğüm anda aralarındaki çekimi okumam gerektiğini anladım.


DİKKAT AŞIRI SPOILER İÇEREN BİR YORUMDUR!
OKUMA ZEVKİNİZİN KAÇMAMASI  İÇİN SPOILER BİLGİSİYLE OKUYUNUZ..


Öncelikle şunu söylemek istiyorum bu serideki -bence- en iyi kitap bu! Serinin tümünü okumasam da, (tümü dediğimiz de bir Live In The Afternoon kaldı o yani :p) bu kitaptaki adrenalin ve ele alınan konu gerçekten çok etkileyiciydi.

Bayan Catherine Marks’ı zaten ikinci kitabımız Vazgeçmem Senden’den tanıyor , Gecemi Aydınlat'tan ise tanımayı aşıyoruz. Neyse.  Loe Hathaways ile aralarındaki çekişmeyi de az buçuk biliyoruz.Leo Hathaways, nam-ı diğer Lord Ramsey , bu kitapta kendini oldukça aşmış.O ilk kitaptaki hilkat garibesi adam nerede bu kitaptaki Lord Ramsey nerede, ama alaycılığa tam doz devam tabiî ki. Ve kitap öyle hareketli bir kitap ki başladığı andan itibaren dur durak bilmeden yol alıyor. Lisa, Hathaways'ler serisinde gerçekten kendini aşmış ya. Serinin her kitabı güzeldi fakat Married by Morning benim için daha özel bir kitap.

Leo ve Cat’in hem aşk hem de çekişme dolu bu kitabının edisyonunu en kısa zamanda görmek dileklerimle…

Catrherine Marks, geçmişinin izlerini silmeye çalışırken bir anda kendisini Hathaways ailesinin en küçük iki ferdi olan Poppy ve Beatrix’e mürebbiyelik ederken buluverir. Ve kitabımız da bu kısımda başlar. İlk kitap Benimle Kal'ın sonunda kızlar için bir mürebbiye tutulacağından bahsediliyordu zaten. İkinci kitapta ise bu iş Cam Rohan, meşhur çingenemiz sayesinde halledilmiş ve Cat, Hathaways'ler ailesine dahil olup kızlarla ilgilenmeye başlamış. Kitabın en güzel kısmı sanırım Leo ve Marks (Leo Marks dediği için ağzıma hep Marks geliyor) arasındaki çekişmenin hiç bitmemesi. Öyle ki aşklarını yaşamaya başladıkları anda bile mutlaka tartışacak bir şeyler buluyorlar. Ama çekişmeleri arasında bile bir çekim var. Ne zaman baş başa kalsalar iş başka boyuta geçiyor! 
                                                                                              *******



''Hayır ,'' soluk soluğa , onu kendinden uzaklaştırdı. ''Dur.Lütfen-''
Ellerinden biri yanlışlıkla onun yaralı omzuna bastırdı ve Leo bir küfür ederek ondan uzaklaştı.
''Lordum?'' Yataktan güçlükle kalktı ve durdu , kaslarının her biri titriyordu. ''Özür dilerim.Canınızı mı yaktım? Ne yapa--''
''Git.''
''Ama.''
''Hemen , Marks.'' Sesi zayıf ve boğuktu.'' Yada yatağa geri dön ve bitirmeme izin ver.''



                                                                                          ******

Cat, Hathaways'lerle çalışırken ailede Leo Hathaways haricinde herkesle arası gayet iyi. Kızlar kendisini çok seviyorlar. Cam ve Kev bile belli etmeseler de Cat'e saygı duyuyorlar ama bir tek Leo Catherine'den hazzetmiyor. Ve inatla kızın bir şeyler sakladığını düşünüyor. Doğru da düşünüyor tabiii.

Catherine’in Lord Ramsey ile yıldızı bir türlü barışmaz,-ki bu kısımlar gerçekten komedi- çünkü,

Leo ve Cat’in fikirleri ve düşünce yapıları sürekli çakıştığı için daima bir sürtüşme içerisindedirler, daima zıt fikirleri savunuyor ve savunduklarından ödün vermiyor, sürekli tartışıyorlar.Öyle ki, aile artık bunu normal bir durum gibi karşılamaya başlıyor bir yerden sonra.Hatta,  Leo durumu Marks’a ‘Azrail' diye lakap bile takacak kadar ileri götürüyor. Düşünün artık çekişmelerini.

Fakat,  Leo ailesindeki herkes ne düşünürse düşünsün, onlardan farklı olarak Catherine Marks’ın bi’ şeyler gizlediğini ve bi’ şeylerden kaçtığını düşünmekten de kendini alamıyor.Bu sebepten ötürüde Cat’in her hareketini adım adım takip ediyor. Bu durum bir nevi Leo için bir gaye bir amaç halini almış da diyebiliriz. İnatla o sırrı öğrenmeye kararlı!

Ve azimli sıçan taşı deler diyerekten, Leo bu çabalarının da yavaş yavaş meyvesini almaya başlıyor diyebilirim. Önce Catherine’in, kız kardeşi Poppy’nin eşi Harry Rutledge’nin üvey kız kardeşi olduğunu öğreniyor. Ve hemen aklında Cat'in Pobby'nin eşi ile ne işi olur sorularını eliyor. Biraz kaçıkça şeyler düşünüyordu da.. :D

Harry’nin kız kardeşine özel bir düşkünlüğü var. Cat'e yıllar önce yardım edememiş olması onun içinde bir ukde olmuş sanırım. Elinden geldiğince kardeşini koruma istiyor. Cat izin verse bugün onun kardeşi olduğunu ve bir Leydi olduğunu herkese ilan edecek, ama Cat bunu kabul etmiyor. Harry de kardeşini uzaktan uzağa korumaya çalışıyor. Hele bir yerinde ağabeyliği ne kadar ciddiye aldığını Leo’ya ‘’Eğer Cat’i incitirsen seni öldürürüm,’ sözleriyle çok net anlıyoruz.

Fakat bunlar Cat'in sakladığı o büyük sır değil. En azından Leo'nun aradığı cevap bu değil ve Lordumuz istediği amaca ulaşana kadar devam ediyor. Cat’in geçmişini öğrenmeye kafasına koyan Leo'yu durdurabilene aşk olsun. Ama keşke tek sorun Cat'in geçmişi olsa.. Leo bunlarla uğraşırken bir yandan da eski Ramsey Kontesi yüzünden unvanı ve Hathaways’lara kalan Ramsey Evi , eski Ramsey Kontesi tarafında bir tehdit altına girer.Leo yani, Lord Ramsey evlenip de Ramsey soyu için bir varis vermezse Ramsey haklarının hepsinin eski kontese geçme durumu da bütün bu olanlara tuz biber olur.Ama Leo, son derece kararlı bir şekilde Cat’in sırlarını çözmeye daha doğrusu onun cazibesine kapılmadan Catherine’i elde etmeye kararlıdır ve Cat ile zaman geçirmeye başladıkça sırlar bir bir gün yüzüne çıkar ve Catherine’in geçmişinden bir hayalet Lord Latimer bir ( Leo’ya müstakbel eş aramak için Amelia ve Win tarafından düzenlenen) baloda birdenbire ortaya çıkıverir. 
                                                                                                                                             *****
Bu arada balo öncesi çok sevdiğim bir kısım var. Halen gülerim. :DWin , Leo'ya uygun gördükleri müstakbel eş adayları için hazırladıkları listeyi verir.
Win'i kırmamak için listeye göz atan Leo ;

“Marietta Newbury mi?”
''Evet,'' dedi Amelia. ''Nesi var?''
''Onun dişlerini beğenmiyorum.''
''Isabella Charrington nasıl?”
'''Annesinden hoşlanmıyorum.''
“Leydi Blossom Tremaine?”
''Onun da adını beğenmiyorum.''
''Tanrı Aşkına, Leo, bu onun suçu değil.''
''Beni ilgilendirmez.Çiçek isimli bir eş istemiyorum.Her gece ineklerden birine sesleniyor gibi hissederim.''

                                                                                                                ******

Leo, tesadüfen Catherine’in geçmişini ve yaşadıklarının bir kısmını Lord Latimer’den öğrenir.Öğrendikleri lordumuzun kafasında yeni yeni sorular oluşturunca o da tam Cat’le konuşmaya karar verdiği sıradaysa Catherine bir not bırakarak evden kaçar. (Cat evden kaçar çünkü geçmişinin öğrenilmesiyle Hathaways’lara layık olmadığını düşünür.)

Ama tabi Lord Ramsey hemen Cat’in peşinden yola koyulur onu bulur bulmaz da Catherine’in ağzından her şeyi öğrenir.Catherine Wigens,(kızımızın gerçek soy ismi)  fahişe olan ve bir genel ev yöneten büyük annesinin kendisini Lord Latimer’e satmasıyla büyük annesi ve Latimer’in elinden kaçarak, Bule Maid ismindeki mürebbiyelik okuluna başlamış, okulun müdiresi Bayan Marks Cat’in davranışlarından ve yaşadıklarından etkilenince onu kendi nüfusuna alıp Cat'e yeni bir dünya sunmuş. Cat bu yaşadığı kötü şeyler sırasında ağabeyi Harry'ye defalarca mektup yazmış ama Harry harekete geçmeye karar verdiğinde zaten Cat evden kaçıp kendini kurtarmış. Blue Maid'te okuyup iyi bir mürebbiye olduktan sonra da Hathaways'lerin arasına karışmış.

Leo Cat’in yaşadıklarını öğrendikten sonra ikisine de yarar sağlayacak bir çözüm sunarak, Marks’a evlenme teklif eder.Tabi teklifin içeriğinde bir aşktan çok karşılıklı bir yardımlaşma vardır. (En azından Leo kendini böyle kandırıyor.Ne de olsa ona da bir varis lazım!) Catherine , bu teklifi kabul edip etmeme arasında bir süreçteyken geçmişin gölgeleri Cat’in üzerine biner ve büyük annesinin ölümünden sonra onun yerine geçen halası da Cat'i kaçırtır.. 

Sonrası kitapta kalsın. Çok hareketli bir kitaptı ama emin olabilirsiniz..



2014 TÜYAP KİTAP FUARI VE MERAL KIR İMZA GÜNÜ

10 Kas 2014


Klasik Tüyap Kitap Fuarı maceramız fuarın ilk gününde -sabah köründe- başladı. Ve özellikle pazar günüyle çok eğlenceli bir hafta sonu olarak geçti. Yine her fuarda olduğu gibi toplu gittik ya da orada buluşup topluca bir alış veriş yapmak, sohbet etmek adına zaman geçirdik.Biz'i açarsam eğer hemen şöyle açıklayayım kimler kimlerdikk;

Sizin de severek takip ettiğiniz Küçük Kızın Büyük Kütüphanesi'nin iki güzel admini Rüya Kız ve Küçük kız, Kitap Rüyası ekibi, Aylardan Aşk'ın ve Aşkı Seçtim kitaplarının mütevazi ve bizden yazarı Meral KIR, Saklama Kabı, Bubu'muzzz :D 

Cumartesi günü sabahın köründe fuara gitmek için yola çıkınca erken varıp açılmasını beklerken kapıda kalmak da ayrı bir keyifti. Çünkü içeri girdiğimizde o stantların yeni yeni hazırlanmış olmalarını görmenin vermiş olduğu zevki anlatamam.

 Neyse. İçeriye girdiğimiz andan itibaren tek tek yayımcıları gezmeye başladık. Ve ilk durağımız tabii ki Ephesus Yayınları oldu. Hiçliğin Kıyısında çıkar da biz fuarda direkt onu almaya gitmez miyiz hiç?! Öyle bir ihtimal yok. Hele bir de yayınevi kitap için çanta yaptırmış artık kendi logolarından kupa bastırmışken! Hemen gidip kitaplarımızı, çantalarımızı ve kupalarımızı uygun bir fiyata aldık sağ olsunlar.




Tabi sonra Fatma Erdek ve Güneş Demirel'in imza için gelmeleriyle biz standa geri döndük ve kendileriyle sohbet etmeye imza vermelerini izlemeye başladık. Ki çok keyifliydi. İkisine de çok teşekkür ediyorum. Tüm çeneme rağmen sıkılmadan kitaplarla ilgili sorularımı cevapladılar. Özellikle Fatma Erdek'e sonsuz teşekkürler. Az ütülemedim kafasını. ^_^



Ephesus Yayınları'nda bir süre oyalanıp kitaplara baktıktan ve alacaklarımızı aldıktan -bu arada Asude'nin Ajan 2 ve İki Renk Aşk felaket bekleniyor onu anladım!- sonra stanttan ayrılıp biraz gezelim dedik ve yeni yayımcılardan olan ve ilk kitaplarından The 100'ü Konuşan Kitaplar Blog Tur grubumuz kapsamında incelediğimiz GO KİTAP!'ın da standına uğradık. Fuar öncesi duyurdukları Yabancı isimli yeni kitaplarını 10 liradan satıyorlardı. E, doğal olarak hepimiz de birer tane aldık. Çıkmadan da bir kare bırakalım oraya da dedik. XD (Çok egzanterik oldu biliyoz :p)

Oradan da çıkıp tüm stantları tek tek gezmeye başladık. Ta ki bizimkiler kendilerini Nemesis Kitap'ta kaybedene kadar.. Aşka geldiler de. :p

Nemesis Kitap'ın Reklam Aşkı kitaplarına özel yaptırmış oldukları tanıtım çerçevesi içerisinde hepimiz birer kare poz verdik. Ama siz bununla yetinin. :D

Vallahi diğerlerini de paylaşırsam iş uzar. Çünkü hepimiz o çerçeveye girdik. :D

Buradan sonraki durağımız da sevgili Postiga Yayınları oldu. Orada da editörleri Nursel Calap ile görüşme şansı edindik. Biliyorsunuz şu ara Wattpad'in en çok okunan yazarlarının kitaplarını fuara yetiştirmekle meşgul. Haftaya olacak imza günü hakkında konuştuk ve bazı sürprizlerle beraber haftaya tüm kızlarının orada olacağını söyledi. 

Her ne kadar resim çekmeyi unutmuş olsak da Aspendos Yyınları'na da uğradık ve yayınevi sahiplerinin güler yüzüyle kitapları hakkında iyi kötü çeşitli yorumlarla upuuuuzun bir süre sohbet ettik. Fiyat olarak çok uygun bir satışları vardı. 3 kitap 20 TL yenilerde de %50 indirim uyguladılar. 4 kitap aldım. Sağ olsunlar sohbetleri de çok keyifliydi. Neyse. Cumartesi günümüz böyle tek tek tüm stantları gezdikten sonra Ephesus'a geri dönüp selfie çeker bitti.
Dipnot: Selfie'yi çeken arkadaş da Pena Yayınları'ndan. Sohbetimize girince selfieye kadar gitti. :D



Veeee Pazar Günü olan o mükemmel imza ile biz. ^_^



Şimcik efendim pazar gününün bizim için özel olduğu zaten resimlerden de anlaşılacağı için çok değinmeme gerek yok. Çok sevdiğimiz Meral Kır ablamızın ilk imza günününde bizler de onu yalnız bırakmadık ve tam donanımlı olarak yanında yer aldık. Çok güzel başlayan imzamım aynı şekilde de devam etti.  Yaklaşık 3,5-4 saat arası süren imzada Meral Abla'nın yanında durup imza vermesini izlerken ona manevi olarak destek vermek çok güzeldi. Ve yorucu. Söylemem gerekir ki, inanın beklediğimden fazla bir ilgi gördü imza.
Hani 1-2 saat ayakta kalmak da ne olur demiştik ama 4 saati bulunca biz de pil bitti. Yine de durmadık devam ettik tabi.
Kuyruktan gelen itiraz sesleri arasında onları zapt etmeye çalışırken bir yandan da Meral Abla'ya; "Seri ol. Seri ol, abla. Sohbet yok!" tarzında baskılar yaparak kuyruğun itirazlarınacevap vermeye çalıştım ama ne fayda yetişemedik ve saat 15:00'de bitmesi gereken imza 16:40 sularında son bulunca biz de öldük. :D

Yalnız o değil de bir ara okurlar beni kendilerine engel görüp üstüme atlayacak gibi bakınca kızlarla yer değiştirip foto kısmını üstlendim. Ki o da çok zevkliydi. Her anı karelemeye çalıştım. Yorucu ama zevkliydi.Birçok okurun Meral Abla'ya olan ilgisini görmek beni çok sevindirdi. Güzel yerlere güzel adımlar atıyor. İnşallah daha da güzel yerlere gelecek. Kısacası fuarın ilk imzalarından birisi dolu, dopdolu geçti! Etkileyici kuyruk ve geçen süre herkesin dikkatini çekti tabii onu da atlamayalım. XD

Hepsini geçtim birisi bana şu notun güzelliğini açıklayabilir mi!! Meral Kır notu açarken heyecandan ve sevinçten donup kalınca onun vermesi gereken tepkiyi ben verip kocaman bir kahkaha patlattım ya! Çok iyiydi. Halen de gülüyorum. Ben de istiyorum. Doruk'tan değil ama Ahmet Sancaktar'dan gelsin. :p



DİPNOT: Ben imzanın son demlerinde yoktum. Postiga'da Lemariz'e sarmakla meşguldüm. Bir döndüm ki kızlar kutlamaları bitirmiş çıkıyorlar. Arada geçen yarım saat koydu baa :p







Aşkı Seçtim | Meral Kır [Kitap Yorumu]

3 Kas 2014

Adı: Aşkı Seçtim
Seri Adı: Sancaktarlar Serisi #2
Yazar: Meral Kır
Yayıncı: Müptela
Paunım: 5/5

“Ona, gururuna köle olmayacak kadar çok âşıktı. 
İstisnasız her gece, omuzlarında dans eden saçlarına dokunduğunu hayal etmişti. Ve her hayalinin sonunda o ipek sarısı, rüzgâra meydan okuyan saçların yokluğu ilmik olup boğazında düğümlenirken geceler boyunca nefes almadan yaşamaya çalışmıştı. Şimdi ona bu kadar yakınken uzak durmak hiç kolay olmuyordu.”
Zengin ve ünlü Sancaktarların beş çocuğundan biri olan Asya, önceleri ailenin sosyetik kızıyken hayatı çok kısa sürede değişmişti. Deli gibi âşık olduğu ve çocuklarının babası olan Doruk, onu bırakıp eski sevgilisinin peşinden Amerika’ya gidince yıkılmamış; kendini çocuklarına adamıştı. 
Bir gün Doruk, yanında eski sevgilisi Sabrina ile birlikte Türkiye’ye döndüğünde Asya’nın dengesi alt üst olur. Asya, hayatına yeniden giren Doruk’un varlığına alışamamışken kendisinin ve etrafındaki herkesin hayatını tehlikeye sokan olaylar karşısında mücadele etmesi gerekir. Kendini garip bir oyunun içinde bulan Asya çocuklarını tehlikelerden korumaya çalışırken, Doruk da ailesine zarar vermek isteyenlerin kim olduğu ortaya çıkarmak için amansız bir savaş vermek zorunda kalır.

Doruk ve Asya, bütün bu olan biten arasında aşkı yeniden bulabilecek mi? Daha da önemlisi aşk her şeyi affedecek mi? 




Aylardan Aşk’ın sonunda tüm okurların nefretini kazanan Doruk Akman’ın hikâyesini nihayet okudum. Okuma şerefine erişmiş olmanın bende nasıl bir etki bıraktığını tarif edemem. Bu karakterden en çok nefret eden okurlardan birisi olarak böyle bir kurgu kesinlikle beklemiyordum. Kendimi Doruk’u asla ama asla sevmeyeceğime dair şartlamama rağmen adama sempati duymamak imkansız bir hal aldı bu kitapta. Ama beni asıl etkileyen kitaptaki karakterler değil, kurguydu!

Aylardan Aşk’ı okuduğum da ilk 100 sayfası benim için biraz sıkıcı olmuş, hatta tur kapsamımızda olan bir kitap olmasa devamını getirmeyip bırakabileceğim kadar bunalmıştım. Hastahane sürecinin uzun olmasının bakış açısında doğal gelmesine rağmen sıkılmıştım ve eğer kitabı bıraksaydım güzel bir kurguyu kaybetmiş olacakmışım okuduktan sonra fark etmiştim bunu da. Neyse.

Fakat, Aşkı Seçtim çok daha iyiydi! Yani açık ve net şunu söyleyebilirim ki, Aylardan Aşk'ı yazan yazarımızın Aşkı Seçtim’de kendisini aştığını ve kalemini daha da ilerlettiğini gördüm. Bu kitap su gibi akıyor! Nasıl başladım, nasıl ilerledim ve sona geldim anlamadım ama bir baktım gece 3 ve kitap bitmişti. Özellikle de 250. sayfadan itibaren tamamen kurgunun içine girmesi sizi de hapsederek okutuyor zaten. 

Yazarın ilk kitabı da polisiye aşk idi, bu kitapta da aynı çizgisini korumuş ve bunda da polisiye aşk işlemiş. Başta karakterlerin geçmişleriyle başlıyor kitabımız. İşte bu nokta da benim kitaba hayran kaldığım yerdir. Çünkü kitap boyunca okuduğum geçmişlerin kimlere ait olabileceğine dair birçok teoride bulunmama rağmen kitabın bir yerine geldiğimde gözlerim fal taşı gibi açıldı! 

Polisiye romanlarda her türlü şey bekleyerek okuyor insan ama bu kitaptaki karakter geçmişlerinin bağlandığı yer beni gerçekten şaşırttı. Hatta argo tabiriyle feci ters köşe etti. :D
Şimdi detaylıca anlatmak vardı bunu ama o zamanda tüm büyüsü kaybolur. Ben o kadar şaşırmışken aynı etkiyi sizlerinde yaşaması gerek. O yüzden değinmeyeceğim. Sadece o geçmişleri okuduğunuzda çok üzülmeyin. Değmez. :D

Kitabın başlarında Asya'nın hamilelik ve doğum sürecine kısaca değinmiş yazar. Bu da okurken Doruk'a kızgınlığınızın artmasına sebep oluyor. Benim tavan yaptı ilk 50 sayfada! Ama sonra ilerleyişe göre Doruk'a hem kızıyor, hem acıyor, hem seviyorsunuz..
Bu adamdan aile babası oldu ya; bu farkındalık ağır geldi bana! Neyse, konuya dönelim.

"Kendiyle çelişen Doruk, kalbiyle aklının tutuştuğu kavganın tam ortasında kalmıştı.  Hangisine kulak verirse versin kaybeden yine o olacaktı."


Kitabımızın konusuna da değinmem gerekirse, Doruk'un geri döndükten sonra ailesini geri alma çabasıyla başlayan kitabımız, kızları Yaren'in kaçırılması ve bu uğurda Doruk başta olmak üzere tüm ailenin feda ettiği şeyleri anlatıyor. Ve inanın çok gerçekçi bir anlatım var kitapta. Kızın kaçırıldığı yerden sonra Asya'nın çektikleri ve yaşadığı derin acı sizi bile etkiliyor.
Fakat tekrar dillendirmeden edemeyeceğim beni kitabın polisiye gizemi etkiledi ya! O kadar iyi bir şekilde saklamış ki yazar suçluyu, aslında tahminleriniz oluyor ve çoğuda tutuyor ama bunun altında çıkan sebep ve o geçmişlerdeki bağlantı çok etkileyiciydi.

Samimi olarak söyleyebilirim ki kitaptaki tek bir yeri yadırgadım. O da Sabrina ve Doruk arasında geçen bir diyalogda yazarın Sabrina'ya "ergen" terimi kullandırmış olmasıydı. Bunu yakıştıramadım ve kendisine de özelden durumu anlattım. Oldukça kibar bir karşılık almamla beraber, incelikle de eleştirimi dinledi. Ki çoğu yazarda bulamadığım bir şey bu. Her neyse. Kitapta onun dışında beni rahatsız eden birkaç dizgi hatası mevcuttu! Bunu da kitabın nazarı sayalım. :D

Okuyanların Doruk'a sempati duyacağını şimdiden söyleyebilirim. Bu yüzden hazırlıklı okuyun. Kendinizi ben gibi "Sevmeyeceğim!" diye şartlamayın. Bir işe yaramıyor zaten. O yüzden siz okuyun! Sadece kurguya dalacağınız âna kadar sakince okuyun. :p


 
FREE BLOGGER TEMPLATE BY DESIGNER BLOGS